Mustafa
Her hal ü kârda eleştirileceği belli olan bir konuda belgesel çekmek de her baba yiğidin harcı olmasa gerek. Konuyu neresinden ele alsanız gözünü yumup ağzını açacakların olacağı muhakkak, hem de peşin hükümlerle. Mustafa adlı belgesel de işte bu peşin hükümlülüğü bir nebze de olsa kırabilmeyi amaçlamış bir belgesel.
Mustafa’nın çocukluktan itibaren yaşadığı belli başlı olayları izlerken bazen ne kadar da bize benzediğini düşünüyor, bazen de onunla beraber hüzünleniyoruz, çoğu zaman da yalnızlığını paylaşasımız geliyor. Öğrenciliğinde onun da parasızlık çektiğini, ama hedefine kilitlenmiş bir genci bunun asla durduramayacağını görmek içimizde bir yerlerde uyuttuğumuz kahramanımızı şöyle bir silkeliyor. Bir gün arkadaşlarıyla arasında geçen bir diyalog ise onu tamamen uyandırıyor, “Heeytt bea, savulun ben geliyorum!” dedirtiyor (Ters köşeye yatırmak gibi olmasın ama diyalog için bakınız: Yazının sonu). Belgesel bize böyle çoşku vere dursun, vakit ilerlediçe koca bir yaşamın iki saate ziplenmesinin de dezavantajlarını görmeye başlıyoruz. Az zamanda başarılan büyük işlerin hepsini anlatmanın telaşına düşen belgeselimiz yine de duygu yoğunluğunu es geçmeden derdini dillendirmenin üstesinden gelebiliyor. Bilgisayar teknolojisiyle yapılan bazı ben diyeyim atraksiyonları siz deyin animasyonları da pek bir başarılı buldum, geçer notumu vedim. Peki, belgesel gerçekten de bilmediğimiz Mustafa’yı mı anlatıyor amaçladığı gibi? Eh işte orada çok da başarılı olamıyor ne yazık ki. “Bilmediğimiz ne vardı ki şimdi bunda?” dedirtme ihtimali yürksek. Belgeselin bir eksi tarafı da müzikleri . Goran Bregoviç bir yere kadar olmuş, doğduğu toprakları anlatan bölümlerde ya da sılaya özleminin doruklara çıktığı sahnelerde yabancı durmuyor besteler. Ama ondan ötesi, kurtuluş mücadelesi, Cumhuriyet’in ilanı, devrimler vb. konulu bölümler farklı birinin tınılarıyla renklendirilmeliydi, daha bizden olurdu o zaman.
Sonuç olarak hakkında o kadar tartışılan belgeselimizin aslında yaygara kopartılacak bir tarafı yok naçizane kanaatimce. Karanlıkta uyuyamamasına, âşık olma potansiyeline, bazı şeyler için köprüyü geçene kadar sabretmesine takacağımıza üst satırlarda zikrettiğim arkadaşlarıyla arasında geçen diyaloğa (evet çok gıcıkça oldu bu da) ya da hedeflerini yazdığı listeye dikkat edelim. Uyduruk kişisel gelişim kitaplarından alacağımız derslerden daha etkili bir ders almış oluruz böylece.
Gelelim benim belgeselde en sevdiğim bölüme. Burası izlemeyenler için spoiler (ya Allah rızası için bunun Türkçesini bulalım uşaklar) içerir. Mustafa Kemal, askerî okulda arkadaşlarıyla oturmuş sohbet ediyordur. Bir ara arkadaşlarına tek tek “Sen şurada komutan olacaksın.”, “Sen şurada şu işte olacaksın.”, “Sen şurada şu görevde olacaksın.” vesaire deyü öngörülerini söyler. Arkadaşları ona da sorar: “Peki sen ne olacaksın?”. Mustafa cevap verir: “Ben size o görevleri veren adam olacağım!”
Yorum Yaz:
Yorum yazarken adınız, soyadınız, e-posta adresiniz ile yorumunuzu mutlaka girmelisiniz. E-posta adresiniz burada gözükmeyecek ve aynı zamanda başkalarıyla kesinlikle paylaşılmayacaktır. Lütfen yazı ile alakalı yorumlar yazmaya özen gösteriniz. Aksi halde yorumunuz yayımlanmayabilir.






Sürücü (Drive)
Jack And Jill
My Week With Marilyn
Karanlıklar ülkesi 4: …
Berlin Kaplanı
Açlık Oyunu / The Hung…
Çok Gürültülü ve Çok Y…
Pamuk Prenses’in…
Siyahlı Kadın
Mevsim Çiçek Açtı
Sinema Haber
BatesMotelPro’da…
2. Uluslararası Engels…
Yenilmezler (The Aveng…
Beyazperdenin Yeni Sah…
Yoruldum Patron
KISA’CA..
“PERDE”yle…
“Saklı PerdeR…
Kalp Hırsızı
Yorumlar:
"Mustafa" yazısı hakkında toplam 1 Yorum yazıldı. Siz de bu yazı hakkında yorum yazabilirsiniz.
Selçuk BEŞİKÇİ 21.3.2009 - 20:20
Dediler ki yas tutun
Dediler ki kutlayın
Dediler ki düşünün
Dediler ki susun
Dediler ki bu bir karalama
Dediler ki asla! Bu gercek.
Dediler ki …
Dediler ki …
Dediler ki …
Anlamlandiramadigim tek sorun Atam’ın putlastirilmasina karsi cıkanlarin o veya bu nedenle hep Cumhuriyet dusmani ilan edilmesi.Oysa ki en buyuk Cumhuriyet savunucusu Can Dündar bu belgeseli hayata gecermeden hayranlarinin sonsuz takdim ve destegini almisti peki ya sonra…
Üzüyorsunuz beni…
Neyi okuyorsunuz? Neye inaniyorsunuz?
Neyi okuyor neye inaniyor olursaniz olun Atam etten kemikten ote gerildigi vakit yasama dirhemi bir o kadar guclesiyor bunun farkina varin kafi…
Kac bu yapiti karalayan hakir goren isim Atam’in kalemlerini okumustur…
Kac bu yapiti karalayan hakir goren isim Atam’in yazdiklarini (Nutkunu ceviri olmadan) okumustur…
Mevcut zihniyetin muttaassipliktan farki olmadigini da uzulerek belirtmek zorundayim…
Tek ricam Atam’i onu yorumlamasini istediginiz insanlardan degil onu kendisini oldugu gibi dosdogru yazmasini istedigi insanlardan okuyun…