A Single Man / Tek Başına Bir Adam
Tek başına bir adam, yazar Christopher Isherwood’un aynı adlı romanından perdeye bir uyarlama. Aslında romanın da Isherwood’un kişisel yaşantısıyla bir çok bağı var. Ziyadesiyle içsel anlatıma sahip bu bu kitap ‘sinemaya uyarlanması imkansız’ kitaplar arasındaydı. 29. uluslar arası İstanbul film festivali’nin programında da yer alan film, 1960′larda Amerikada yaşayan İngiliz bir profesor’un 16 yıllık partneri Jim’in ani ölümünden sonra geçireceği ilk günü, yaşadığı bunalımı ve hayatını sona erdirmeyi düşünmesini anlatan filmin yönetmen koltuğunda Tom Ford’u görünce aklınızdan şunlar geçebilir: Allah Allah bu adam tasarımcı değil mi, nerden çıktı şimdi film yapmak , yönetmenlik de yetmemiş, senaryoya da burnunu sokmuş hem de!!! Tom Ford, bu filmle sinemaya hızlı bir giriş yapmış ve sanatçı olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiş durumda. Kitabı çok iyi irdeleyip, yazarın tarzıyla da bağını koparmayan yönetmen, senaryoda kendi isteklerine göre de şekillendirmeler yapmış, mesela kitaptan farklı olarak intihar eğilimi üzerinde daha çok durmuş. Konu olarak gayet sakin, acı dolu ve buhranlı bir hikayeyi seyirciye aktarmak çok zordur. Birincisi Tom Ford bu kasvetli aşk hikayesini (üstelik de 60′lı yıllarda Amerika’da hoş karşılanmayan eşcinsel bir aşkı) bazen bizi komediye sürüklemek suretiyle bile çok keyifli noktalara sürüklemiş. İkincisi ise perdede az bulunur görsel disiplini yakalamış olması. Burda kendisinin direk tasarımcı olmasıyla bağ kurmamak elde değil çünkü perdede gördüğünüz her şeyin özenle seçilmiş olduğunu hissediyorsunuz. Öncelikle filmin görselliği muazzam, Tom Ford kendisi kadar yakışıklı bir film yapmış. Tabi ki kıyafetler muhteşem. Mekanlar, arabalar, açık hava çekimleri, film boyunca vurgulanan gözler, hatta ve hatta George’un tuvaletini yaparken görüntülendiği sahne bile tam bir sanat eseri kıvamında. Film boyunca George’un adeta sevgilisinin gözlerini ararcasına takıldığı muhteşem mavi, yeşil göz konseptini, arabasını park ettiği park yerindeki kocaman bir çift gözden oluşan ”Sapık” afişine gönderme yapması takdire şayan bir durum.
Ford bu ilk işinde, çoğu amatör yönetmen gibi düşünmeyip kitaba sadık kalıcam diye başarısızlığa sürüklenmemiş. Filmi kitabın ilk sayfasındaki gibi dümdüz bir uyanma sahnesi ile açmak yerine, çıplak iki erkeğin deniz altındaki görüntüleriyle başlayıp, hemen ardından karlar içinde beliren kahramanımız George (Collin Firth) arabanın yanında kanlar içinde yatan sevgilisin; Jim’in yanına uzanıyor. George ancak bu rüyalardan sonra uyanıyor. Bu başlangıç Tom ford’un hem farklı hem de cesur bir giriş yapmasına yetmiş de artmış bence. Tom Ford, yanlızca öyküde değil, kimi zaman usta yönetmenleri bile zorlayabilecek öyküleme yöntemlerine de hakim gözüküyor. Müziklerinden kurgusuna, ses tasarımından, dramasına izleyiciyi hayretlere düşürecek bir oyunculuk yönetimine kadar çok başarılı işler çıkartmış. Filmin ağır topu George rolundeki Colin Firth ise, Tom Ford tasarımı jilet gibi takımların içinde muhteşem görünüyor. Bu muhteşem görüntüsünün üzerinde, oyunculuk kariyerindeki en iyi rollerden birini de ekleyince, Oscar’da Jeff Bridges engeline takılması gerçekten çok üzücü.
Tom Ford’un bu ilk denemesi, ‘kayıp’ duygusunu izleyicisine sonuna kadar hissettiren bir film, yitirilenin yokluğuyla başa çıkma üzerine bir yanlızlık senfonisi, tek başına yaşanan bir yasın beyaz perdedeki en önemli karşılıklarından olmuş. Bu filme dünyanın en ünlü moda tasarımcılarından birinin fotograf anlatısı gibi bakanlar çok da haksız değiller. Ama ek olarak şu var: Ford kahramanının dış giysilerini olduğu kadar ‘iç giysilerini’ de aynı kusursuzlukta dikmiş.
Etiketler:
Gizle/Göster- A Single Man
- A Single Man / Tek Başına Bir Adam
- A Single Man / Tek Başına Bir Adam fragman
- A Single Man / Tek Başına Bir Adam sinema
- A Single Man / Tek Başına Bir Adam trailer
- A Single Man cast
- A Single Man film eleştiri
- A Single Man film görüşleri
- A Single Man film hakkında
- A Single Man film konusu
- A Single Man film yorumları
- A Single Man fragman
- A Single Man fragman 2
- A Single Man fragman izle
- A Single Man gösterim zamanı
- A Single Man ne zaman
- A Single Man trailer
- A Single Man trailer 2
- A Single Man trailer izle
- A Single Man tvde ne zaman
- Bir Adam
- Sapık Afiş
- Sapık Poster
- Tek Başına Bir Adam
- Tek Başına Bir Adam cast
- Tek Başına Bir Adam film konusu
- Tek Başına Bir Adam film özet
- Tek Başına Bir Adam fragman
- Tek Başına Bir Adam ne zaman
- Tek Başına Bir Adam trailer
- Tek Başına Bir Adam video
- uluslar arası İstanbul film festivali
- uluslar arası İstanbul film festivali hakkında
Yorum Yaz:
Yorum yazarken adınız, soyadınız, e-posta adresiniz ile yorumunuzu mutlaka girmelisiniz. E-posta adresiniz burada gözükmeyecek ve aynı zamanda başkalarıyla kesinlikle paylaşılmayacaktır. Lütfen yazı ile alakalı yorumlar yazmaya özen gösteriniz. Aksi halde yorumunuz yayımlanmayabilir.











Sürücü (Drive)
Jack And Jill
My Week With Marilyn
Karanlıklar ülkesi 4: …
Berlin Kaplanı
Açlık Oyunu / The Hung…
Çok Gürültülü ve Çok Y…
Pamuk Prenses’in…
Siyahlı Kadın
Mevsim Çiçek Açtı
Sinema Haber
BatesMotelPro’da…
2. Uluslararası Engels…
Yenilmezler (The Aveng…
Beyazperdenin Yeni Sah…
Yoruldum Patron
KISA’CA..
“PERDE”yle…
“Saklı PerdeR…
Kalp Hırsızı
Yorumlar:
"A Single Man / Tek Başına Bir Adam" yazısı hakkında toplam 1 Yorum yazıldı. Siz de bu yazı hakkında yorum yazabilirsiniz.
fafatuka 23.7.2010 - 11:11
Görüntüleri neredeyse kusursuz bir film, her ihtimale karşı hata payı bırakayım diye “neredeyse” dedim :) Üzerlerinde çok düşünüldüğü belli. Çoğu zaman bu tutum bana yapaylık hissi verir ama bu filmde öyle olmadı. Aksine bazı ayrıntılar çok iyi olmuş, birisiyle konuşuken kahramanın gözüne takılan şeylere odaklanması, renklerin bir canlanıp bir sönükleşmesi ki filmin bir yerinde hayatla bağını insanlarla bağ kurabildiğinde sağlayabildiğini söylüyordu George, yani bunu vermek için renklerle oynaması çok çok akıllıca olmuş bence. Kurgusu da, geçmişe gidip geldiği sahneler çok iyi. Oyunculuk hem Colin Firth hem Julian Moore açısından bakıldığında oldukça doyurucu. Yani teknik olarak iyi bir film.
Geriye filmin hikayesi kalıyor. Sevdiğini kaybetmiş biri. İnsan, böyle bir olay başına gelmemişse tabii, empati kurmak, nasıl olabileceğini hayal etmek bile istemiyor. Bu durumda filmin başında George ayna karşısında söyledikleri onu anlamamız için yardımcı olabilir, “yaşanması gereken bir gün daha” (ya da buna benzer bir şeydi), her gün, onun için George rolüne büründüğü, mecburen yaşaması gerektiği bir zaman dilimi. Dışarıdan bakıldığında gıpta edilecek özellikleri, yaşamı olan bir erkek, ama içerisinde artık intiharın eşiğine gelmiş bir adam. George’un görece harika yaşamında içine düştüğü acıyı abartmadan, izleyenin gözüne gözüne sokmadan kararında bir anlatımı var filmin. Aynı tutum eşcinsel ilişkisinin verilmesinde de sergilenmiş, filmin başka yollara sapmaya müsait bir durumu varken kendi yolundan ayrılmamış.