Amelie (2001)
Küçük bir kızken tek arkadaşı hayal gücü olan sevimli biri. Trajikomik olaylar silsilesinde annesini kaybeder ve babasıyla kocaman bir kız olana dek hayatına devam eder. Doğaya karşı gelip büyümeyi reddeden ama içindeki tüm saf duyguları kocaman yapan Amelie, içinde ne bir kötülük ne vahşi insan doğasından bir kir taşımaktadır. Aksine içindeki meleği yüzüne yansıtıyor. Bir gülümseyişi yetiyor kahkahalara kapılmam için, küçük bir mimiği de keza. Bu kahkahalar Montmartre’de yaşayan bu kızın mutluluğunu kıskandığımdan, saçma bulduğumdan değil. O kadar iyi niyetli ki, yaptıklarının komedisi de bu iyi niyete alışık olmadığımdan.
Filmi izlerken acaba böyle yaşanabilir mi diye düşünüyorsunuz. Yani tüm insanlara iyilik yaparak, kimseye zarar gelmesin diye uğraşarak, beyaz yalanlarla insanları mutlu kılarak. Kocaman bir insan olduğumuzda kendimizi kasım kasım kasıp büyük insanlarmış gibi davranıyoruz. Aslında çocuklar gibi bir oyun oynuyoruz: Büyüklük oyunu. Herkes paranın peşinde, mutluluk somut kavramlarda. Ne yazık, duyuyor musun Amelie?
Amelie bizim dünyamızın aksine kendi dünyasında mutlu olmaya çalışan ve merak duygusunu hiçbir zaman kaybetmeyen genç bir kız. Bir gün evinde bulduğu hatıra kutusuyla hayata daha da farklı yaklaşmaya başlar. O günden itibaren etrafındakileri mutlu etmek, onları mutsuz kılan durumlardan uzaklaştırmak için uğraşır.
Ve kendi mutluluğu. Yıllarca hiçbir arkadaşı olmadan büyüyen, soyut arkadaşlıklarıyla yüzündeki tebessümü eksiltmeyen şirin kız bir gün kendisi gibi biri olduğunu keşfeder. Şans eseri karşılaştığı bu erkek, ruh ikizidir aslında. Çocukluğu ve ilgi alanları uyuşan belki de tek insandır. Karşısındaki de ona benzer bir hayatı yaşayıp aynı duyguları Amelie için besler. Amelie, bu yüzden onu kaybedecek gibi olduğunda çocuksu gözyaşları benim 6 yaşındayken elimden alınan oyuncağa verdiğim bir tepki gibiydi. Gözyaşları içimi burkuyor olduğunda, farkettim ki tek derdi oydu yıllar sonra. Gözlerinden süzülen yaşı ilk o vakit gördüm filmde sanırım.
Ya bizler? Aşkı böyle yaşayabiliyor muyuz? Elimizdekinin değerini bilebiliyor muyuz? Ya da elimizdekilerin… Yetmiyor, yetmiyor, yetmiyor! Bir de koltuk altımıza yerleştiriyoruz elimizde taşıyamadıklarımızı, başımızın üstüne, arabamızın bagajına, boş bulduğumuz her yere… Ama kalbimizi doldurmak için saf duyguları karanlık bir odaya kilitleyip anahtarının yerini bilmiyormuş gibi davranıyoruz. Hepimiz çocuktuk, hepimiz saftık. Savaş ve kin sadece çizgi fimlerde veya oyuncaklarda vardı. Unuttunuz mu?
Orjinal adı Le fabuleux destin d’Amélie Poulain olan filmin başrolünü Amelie rolüyle Audrey Tautou üstlenirken aşık olduğu ruh ikizi Nino’yu Mathieu Kassovitz canlandırıyor. Fransız sinemasının üstün çekiciliği bu filmi de Jean-Pierre Jeunet sayesinde size yakın kılıyor. İnsanlığı sorgulamanıza ve yüzünüzdeki tebessümle içinizdeki şiddeti dövmenize yardımcı oluyor. En önemlisi küçük şeylerde mutluluğun var olduğunu gösteriyor. Dram ve komedinin bile bir arada olması bir yana, yazdıklarımdan hiç belli olmuyor mu ki?
Sevgiler.
Yorum Yaz:
Yorum yazarken adınız, soyadınız, e-posta adresiniz ile yorumunuzu mutlaka girmelisiniz. E-posta adresiniz burada gözükmeyecek ve aynı zamanda başkalarıyla kesinlikle paylaşılmayacaktır. Lütfen yazı ile alakalı yorumlar yazmaya özen gösteriniz. Aksi halde yorumunuz yayımlanmayabilir.











Sürücü (Drive)
Jack And Jill
My Week With Marilyn
Karanlıklar ülkesi 4: …
Berlin Kaplanı
Açlık Oyunu / The Hung…
Çok Gürültülü ve Çok Y…
Pamuk Prenses’in…
Siyahlı Kadın
Mevsim Çiçek Açtı
Sinema Haber
BatesMotelPro’da…
2. Uluslararası Engels…
Yenilmezler (The Aveng…
Beyazperdenin Yeni Sah…
Yoruldum Patron
KISA’CA..
“PERDE”yle…
“Saklı PerdeR…
Kalp Hırsızı
Yorumlar:
"Amelie (2001)" yazısı hakkında toplam 8 Yorum yazıldı. Siz de bu yazı hakkında yorum yazabilirsiniz.
Ethem Sak 22.5.2010 - 0:00
Audrey Tautou calandırdığı tüm karakterlerle ilgimi çekmey başaran bana göre tuahf bir aktris, fakat yanlış anlaşılmasın performansından dolayı da sevdiğim birisi.
Bu filmi hep merak etmişimdir. Bir türlü izlesem mi çelişkisinde geçiştiriverirdim ama bu sefer ikna oldum, teşekkürler :)
Ayrıca rolü kısada olsa (net bilmiyorum) Jamel Debbouze beğenerek takip ettiğim bir aktör.
Tekrar teşekkürler. İzlemem lazım:)
rahmetli 22.5.2010 - 1:01
Jamel Debbouze de gayet iyiydi, küçük rolü olsa da. Aslında diğer oyuncuların hepsi küçük role sahipti ama kendi şirinliklerini başarıyla yerine getiriyorlardı.
Ne zaman bi film yazsam izlememiş oluyorsun Ethem. Çok nadir bi yazar olduğumu hissediyorum, ehühüh. Aferin bana. löl.
Biblio 22.5.2010 - 1:01
Kendisine kısaca sinemanın pollyannası desek :)
Yazı da nefis olmuş bu arada, ellerinize sağlık.
fafatuka 22.5.2010 - 2:02
Yazıyı görünce “az kalsın yeni bir ‘Doubt’ vakası yaşanacakmış” dedim :) Ama içeriği bende saklı bir sebepten , yazmaktan vaz geçmiştim bu filmi, pişman olmadım, çok güzel bir yazı olmuş :)
Bir de “bu filmi izlemeyen var mıdır ?” diye sorsalar, “yok canım, olur mu öyle şey?” derim, ama dediğimle kalırmışım. Tez zamanda izleyip, bu filmi izlemeyenlerin sayısını sıfırlamasını bekliyoruz sayın editörümüzden :))
Gelelim filme… Öncelikle bir role bu kadar uyan bir cast seçimi başka hangi filmlerde vardır bilemiyorum, Audrey Tautou, Amelie olmak için oyuncu olmuş sanki ya da Amelie karakteri onun için yaratılmış adeta. Başka bir oyuncuyu ,dünyanın en iyi oyuncusu olsun mesela bu, bu rolde düşünemiyorum. Amelie’nin afişteki fotoğrafı bir ikon benim gözümde. Aslında bu oyuncu için avantaj olduğu kadar dezavantaj da bir yerde. Zira Tautou’nun izlediğim diğer filmlerinde bu denli “olmuşluğa” (kemale mi deseydim burda? :) ) yaklaştığını göremedim maalesef. Belki “Kayıp Nişanlı”da biraz; ama o filmde de Amelie tarzının ipuçlarını sürmek mümkün bence. Kötü oyuncu anlamında demiyorum bunu kesinlikle, ama bir kere Amelie oldu ya, kafamda bu tipten çıkaramadım onu bir türlü. Demek ki sorun bende :))
Amelie filmini özel kılan başka bir çok etmen var; görselliği, kurgusu, mizah anlayışı mesela. Hikayeyi ince ince işleyişi, kimi zaman olağanüstü öğelere, hayal gücünün somutlaşmasına yer verişi… Ya da şöyle söyleyelim, bunu da ekşi’de okumuştum ve hak vermiştim, bu film sinema literatürüne ” Amelie tarzı film” diye bir tanım katmıştır, daha ne diyelim :))
MELİKE 22.5.2010 - 10:10
FİLM İZLEMEYE DEĞER, YAZI OKUMAYA DEĞER YAZILMIŞ, ELLERİNİZE SAĞLIK
rahmetli 22.5.2010 - 16:16
Ellerim teşekkür eder, sayenizde benden uzun bir ömür yaşayacaklar. :)
mavi 27.2.2011 - 19:19
Geç izlediğime yandığım az film var. Bu da onlardan biri. Hani bazı şeyler etkiler ya insanı onlar gibi olmak istersiniz. Ameliede beni öyle etkiledi. Keşke onun gibi olsaydım dedim. Masal tadında denir zaten bu film için. Andreu’yu da severim ama burda çok çok çok şeker. Yani daha bir sevesim hatta öpesim geldi kızı.
Hayata dair çok güzel mesajlar vardı. Aşka,aileye,komşuluğa,arkadaşlığa.
En dibe batsak da hayat devam eder..
Süleyman 27.8.2011 - 13:13
filmin başlangıcı o kadar mükemmeldi ki benim için, sanırım o havada devam etseydi günlerce izleyebileceğim bir film olurdu. Yazık ki ilerleyen dakikalarda benim beklemediğim ama ortalamanın üzerinde bir film ile devam etti.
tavsiye edilir, izlenilir.