Kaldırım Serçesi / La Vie En Rose
Hüzün, hüzün, hüzün… Kaldırım Serçesi?ni izlerken bende kalan tortu bu oldu işte, hüzün. Fransızların ünlü sanatçısı Edith Piaf?ın hayatını anlatan La Vie En Rose ya da bizdeki adıyla Kaldırım Serçesi, izlediğim biyografik filmler arasında en iyisi diyebilirim rahatlıkla. Filmi ister Edith Piaf ile ilgili birşeyler bilerek izleyin, isterse bilmeden; kendinizi Edith ile nefes alıp verirken, onunla gülüp onunla ağlarken bulmanız işten bile değil. Bunda Edith Piaf?ı canlandıran Marion Cotillard?ın müthiş performansı var şüphesiz. Nitekim kendisi bu rolüyle Oscar?ı almış, popülerliğine popülerlik, hayranlarına hayranlar eklemiş; üstüne üstlük tatlı tatlı da gülümsemiştir. Cotillard?ı yazının ileriki bölümlerinde tekrar ele alacağımızı belirterek filmin konusuna geçelim.
Efendim, filmin konusu Edith Piaf?ın hayatı …
Oyunculara gelince. Tamam, şaka şaka
Bilenler bilir, Edith Piaf, hani bizde acıların kadını var ya (Bergen miydi sahi o?), o misal Fransızların bahtsız bedevisi sanki. Bu tabirlerle ona ve hayranlarına saygısızlık etmek istemem kesinlikle, Piaf?ın hayatını düşününce yüreğimi kaplayan hüznü biraz yatıştırmak için işi dalgaya vurmamdan geliyor bu inanın. Zira I.Dünya Savaşı yıllarında doğan küçük Edith?in, annesinin onu bırakıp gitmesiyle başlayan çileler silsilesinden bir türlü kurtulamamış yaşamını, hayata daha başında 1-0 yenik başlamış bu kendi küçük yüreği büyük kadını düşünürken üzülmeden edemiyorum. Yine de birşeyler karalamaya çalışacağım. Efendim, küçük Edith, boynu bükük bir halde yaşarken savaş bitince evine dönen babası tarafından kerhane işleten babaannesinin yanına verilir. Orada hayat kadınları arasında yaşayan, gözlerinin mikrop kapması sonucu birkaç yılını görmeden geçiren Piaf, bir süre sonra babası tarafından alınarak onunla beraber sirklerde çalışmaya başlayacaktır. Sonra da sokaklarda şarkı söyleme devri başlar ki bu, onu yirmili yaşlarına kadar götürecek iştir. Birgün sokaklarda şarkı söylerken Louis Leplee adında bir gazinolar kralı tarafından keşfedilir (bir de Türk filmleriyle dalga geçeriz, buyrun işte, buna ne demeli?), gerçek adı Édith Giovanna Gassion olan kızımıza Piaf adını da bu babacan patron verir (Piaf, serçe demek) ve böylece Edith, ?La Môme Piaf? (Minik Serçe) adıyla sahnelere çıkar. Ve olaylar gelişir…
Hayatının bundan sonraki kısmı sahne önünde bir diva, sahne arkasında ise acılarla geçer. Bunların neler olduğunu filmin büyüsünü bozmamak için yazmak istemiyorum. Ama şu var ki onun bedenen çöküşüne ve hastalanmasına sebep olan içki, uyuşturucu, bohem bir hayat, belki de Edith?in yaşadığı acılara karşı dayanma gücü vereceğini umduğu şeylerdi; ne yazık ki onun kırklı yaşlarda doksanlık bir nine gibi görünmekten ve bedenine fiziksel acıları da eklemekten başka bir işe yaramadılar. Sonunda çok sevilen, saygı duyulan; ama bana öyle geliyor ki yalnız, küçük bir kız çocuğu olarak hayata gözlerini yumdu.
Kaldırım Serçesi filminde Edith Piaf?ın yaşamı ne kadar iç burkuyorsa, Marion Cotillard?ın oyunculuğu da o kadar göz kamaştırıyor. Edith Piaf?la ilgili fazla bir bilgim olmadan ve Piaf?ın fiziksel görünüşünü bilmeden izlemiştim filmi ve açıkçası Cotillard?ın bazı yerlerde abarttığını düşünmüştüm. Ama Piaf?ın resimlerine, vidyolarına bakınca anladım ki değilmiş, hiç de abartı değilmiş. Yaramaz çocuk tavırları, şarkı söyleyişi, sahne korkusu, acıları ile bu çok özel kadının her şeyini yaşatmış Marion Cotillard. Bu durumda Oscar anasının ak sütü gibi helaldir kendisine. Güzel kızımız dışında, Fransız filmlerinin Kamber?i, Gérard Depardieu da filmimizde gazino patronu rolünde kısa da olsa arz-ı endam ediyor. Diğer oyuncuları ise şahsen tanımıyorum açıkçası. Yani tanışmışlığım var anlamında demiyorum, daha önce görmedim işitmedim anlamında diyorum. Bunların babalarını da tanımazdım zaten. Bilmiyorum, benim kabahatim belki, neyse.
Son olarak Edith Piaf?ın bir sözüyle yazıma son verirken filmin biraz karanlık bir havasının olduğunu, her bünyenin sevebileceği bir film olmadığını, ama sinemayı sadece ekşınlı bir sanat olarak görmeyenlerin yani sanat olarak görenlerin filmi beğeneceklerini bilmenizi istiyor; mümkünse filmi mutsuz olduğunuz bir zamanda izlemenizi tavsiye ediyorum, çünkü o zaman dibe vurabiliyor, içinde saklayıp biriktirdiklerini boşaltabiliyor insan; zira dibe vurmadan boğazda düğümlenenler başınızı çok ağrıtabilir, benden söylemesi.
?Aşk benden daima kaçtı. Onu, yani sevdiğim kişiyi, hiçbir zaman uzun süre kollarımın arasında tutamadım. Her defasında, tam hayatımın adamını buldum sandığımda, her şey mahvoldu ve ben bir kez daha yalnız kaldım. İstediğim şey, benim ardımdan tıpkı Maria Magdelena’ya söylendiği gibi “Onun günahlarının çoğu affedildi, çünkü o çok sevdi” diye söylenmesidir.?
Edith Piaf
Etiketler:
Gizle/Göster- 1 - o yenik
- acıların kadını
- Aktör
- aktrist
- arz-ı endam
- aşk
- bohem bir hayat
- çöküş
- Cotillard
- dvd
- Édith Giovanna Gassion
- Edith Piaf
- Edith Piaf?ın yaşamı
- fafatuka
- film
- fragman
- Fransa
- galeri
- gazino patronu
- Gérard Depardieu
- günah
- hayran
- I.Dünya Savaşı
- içki
- Kadın
- Kaldırım
- Kaldırım Serçesi
- Kaldırım Serçesi/ La Vie En Rose
- la mome
- la mome piaf
- La Vie En Rose
- Marion Cotillard
- minik serçe
- oyuncu
- Piaf
- Serçe
- sevmek
- sinema
- sokak
- trailer
- uyuşturucu
- Vizyon
- vizyondaki filmler
- Vizyondakiler
Yorum Yaz:
Yorum yazarken adınız, soyadınız, e-posta adresiniz ile yorumunuzu mutlaka girmelisiniz. E-posta adresiniz burada gözükmeyecek ve aynı zamanda başkalarıyla kesinlikle paylaşılmayacaktır. Lütfen yazı ile alakalı yorumlar yazmaya özen gösteriniz. Aksi halde yorumunuz yayımlanmayabilir.











Karanlıklar ülkesi 4: …
Berlin Kaplanı
Düşler Bahçesi / We Bo…
The Girl With The Drag…
Demir Leydi (The Iron …
Sürücü (Drive)
Fetih 1453
Bel Ami
My Week With Marilyn
Katilin Yüzü / Faces i…
BatesMotelPro’da…
2. Uluslararası Engels…
Yenilmezler (The Aveng…
Beyazperdenin Yeni Sah…
Fetih 1453 Yeni Fragma…
Yoruldum Patron
KISA’CA..
“PERDE”yle…
“Saklı PerdeR…
Kalp Hırsızı
Yorumlar:
"Kaldırım Serçesi / La Vie En Rose" yazısı hakkında toplam 5 Yorum yazıldı. Siz de bu yazı hakkında yorum yazabilirsiniz.
fulya okur 14.8.2009 - 22:22
bu nasıl bır anlatımdır muhteşem cok etkılendım acıkcası…dogruyu solemek gerekırse böylesi bir anlatımdan sonra bu fılm mutlaka ızlenmelı dıye dusunuyorum helekı soz konusu olan Edith Pihaf ıse mutlaka ızlenmelı..
yaren kaşağıcı 15.8.2009 - 16:16
aynen katılıyorum :)))) filmi izlemekle izlememek arasında kalmıştım ama eleştiri ve yorumdan sonra kararım kesinleşti :))))
fragman müthiş
fafatuka 16.8.2009 - 8:08
Fulya ve Yaren, yorumlarınız için teşekkür ederim arkadaşlar, şunu söyleyebilirim ki yazdıklarım filmin üzerimde yarattığı etkiyi tam yansıtamıyor bile.
Madem ki izleme kararı aldınız, bazı şeyleri eklemekte fayda var,yukarıda değinmemişim çünkü. Öncelikle filmin kurgusu kronolojik bir sıra takip etmiyor, yani bir Piaf’ın çocukluğuna bir hastalık zamanlarına, bir gençliğine bir Olimpiya’daki son konserine vb. gidip gidip geliyor. Belki bu film için dezavantaj gibi görünebilir ama yönetmen işin içinden yüz akıyla çıkmış, “Ne bu karman çorman bir film olmuş” gibi birşey demedim hiç izlerken, hatta çok da iyi bir kurgulayış olmuş bence.
Sonralıkla, filmin genel havası biraz karanlık, ışık az kullanılmış, gün yüzüne çıktığımız çok az sahne var. Parlak bir yıldız filmi beklememek lazım o yüzden.
Son olarak bir şey daha ekleyip (bunları zamanında yazıma niye eklemediysem) bu yazıya da son vereyim, yukarıda yazmıştım, Piaf’la ilgili pek bir şey bilmeden izledim bu filmi diye. Bu yüzden başına gelenler beni şaşırttı ve etkiledi. Özellikle sonlara doğru tek planda çekilmiş ve Piaf’ın en üzüldüğü olaylardan biri var ki mükemmel bir oyunculuk, mükemmel bir sahne bence. Ama öyle bir olayın Piaf’ın başına geldiğini önceden bilseydim bu kadar etkilenir miydim bilmiyorum. Öte yandan uzun bir hayatın bazı dönemlerine kısa kısa değinildiği için de bilgisi olmayınca izleyenin, o sahnelerin gerçekte ne anlama geldiğini kestirmekte zorlanıyor insan. Yani Edith Piaf’ın hayatını bilmenin avantajları da dezavantajları da mevcut. Ama yine de ben hiçbir şey bilmeden izlemeyi tavsiye ederim. Sonradan Edith Piaf merakı sarıyor insanı zaten.
Ayy, neredeyse bir yazı daha yazdım yahu :)
besikaşk 26.7.2010 - 23:23
harika denilemeyecek kadar öte bir filmdi… izledim geçti filmlerden değil, hüszü hoş bir tat bırakıyor insanın aklında… bak şimdi hatırladım, yine aynı tat var…
Tebrik ederim, filme yakışır yazıyorsunuz.
fafatuka 27.7.2010 - 18:18
Teşekkür ederim ben de, yorumunuz da bana hatırlattı , bu filmi ne çok sevdiğimi :)