Kaynak / The Fountain
- 05.4.2010 - 0:00
- Bilim Kurgu Dram Fantastik
- 9 Yorum
Ölümsüzlük arzusu insanoğlunun kadim arzularından biri olagelmiştir hep. Efsaneler ölümsüzlük arayışının maceralarını, sonsuz yaşamın peşinde sona ulaşan yaşamları anlatır. Doğu kültüründe “ab-ı hayat”, batı kültüründe “hayat ağacı” olarak tasvir edilen sonsuz yaşam iksiri, günümüzde bir efsane motifi olarak kabul edilse de biz günümüz insanları ölümsüzlük arzusundan uzak olduğumuzu iddia edemeyiz yine de. Çevremizde her gün çeşitli ölümler görmemize rağmen (insanlar, hayvanlar, bitkiler, zaman…) o makus kaderin bizim karşımıza çıkacağını hep gözardı etmemiz, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamamız bilinçaltımızdaki bu arzunun bir çeşit tezahürü değil midir?
Kaynak / The Fountain, özüne bu arzuyu koymuş, izlediğim en ilginç ama bir o kadar da yorumlanması en zor filmlerden biri. Üç zamanlı/yaşamlı olarak ilerleyen filmde bu üç yaşamın kronolojik mi paralel mi ilerlediğinin ayırdına varılamasa da, en basit anlatımla, ölümsüzlüğün çeşitli nedenlerle insanlığın her döneminde arzulanan bir şey olduğunun anlamını çıkardım ben. 16. yy’da ülkesini ve kraliçesini kurtarmak adına Maya topraklarına doğru yola çıkan bir asker, günümüzde (2000′li yıllar) beynindeki tümör yüzünden ölmek üzere olan karısını kurtarmak için ilaç araştıran bir biliminsanı ve günümüzden çok sonraki bir zamanda Mayalar’ın ölümsüzlüğe ulaştıracağına inandıkları Şibalba yıldızına duğru yola çıkmış bir adam (imdb’de astronot olarak yazılmış, ama açıkcası filmi izlerken onun bir astronot olduğunu anlayamamıştım.) filmin bahsettiğim üç ayrı yaşamdaki insanlar. Hepsinin en önemli noktası insanı ölümsüz kılacak “şey”e ulaşmak; İspanyol askerin şey’i Mayalar’ın hayat ağacı, biliminsanınınki ilaç ve astronotunki bir yıldız.
Film bu üç zamanı bize kronolojik olarak değil birbirleriyle iç içe veriyor. Bu yüzden İspanyol askerin hayat ağacına ulaşmış ve ölümsüzlüğü elde etmiş biri olarak günümüzde ve gelecekte yaşadığı şüpheleri kafa karıştırıyor izlerken. Sonra İspanyol askerin “The Fountain” adlı romanda yaşayan bir karakter olduğunu görüyoruz. Kafamız iyice karışıyor tabii (sonsuza kadar yaşayacak adam imgesi güm!). Derken astronotun içinde bulunduğu fanusta yaşatmaya çalıştığı ağacın iki binli yıllarda yaşayan biliminsanının karısıyla ilintili olduğunu ve bu astronotun aslında o biliminsanı olabileceğinden şüpheleniyoruz. Haydaa, yine karıştı!
Evet açıklaması zor bir film Kaynak / The Fountain. Şahsi açıklamamı yazının sonuna bırakıp filmle ilgili başka bir detaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Kaynak / The Fountain oldukça büyük bir bütçeyle çekilmiş. Nerede kullanmışlar peki bu kadar parayı? Görsellikte. Evet, harcadıkları paraya helal olsun dedirtecek, şiir gibi bir görselliği var filmin. Burada yönetmen Darren Aronofsky’nin hayal gücüne hayret etmemek mümkün değil. Aynı zamanda filmde, nice aşk filmlerine taş çıkartacak çok güzel bir aşk hikayesi var. Hugh Jackman beklediğimden de iyi bir iş çıkartmış, inandırıcılığından bir an bile şüpheye düşmedim açıkçası ki oyuncuların en küçük bir firesi beni filmden soğutur çoğu zaman. Bir yerlerde önce Brad Pitt’in bu rol için düşünüldüğünü okumuştum, iyi ki olmamış. Zira Pitt’in, elinden bilyeleri alınmış sümüklü çocuk gibi ağlayışını, Jackman’ın erkek gibi ağlayışıyla karşılaştırınca beni hüzünlendirmekten çok kendine güldürürdü Pitt. Aynı şekilde çocuksu güzelliğiyle Rachel Weisz de hasta ama bunu kabullenmiş, kocası onu teselli edecekken o kocasını teselli eder duruma gelmiş bir kadın rolünün altından kalkmış. Zaten filmde bu iki isim dışında ağırlıklı bir başka oyuncu yok.
Gelelim benim filmle ilgili anladıklarıma. BU PARAGRAF İSPİYONDUR (SPOİLER) EY OKUR, FİLMİ İZLEMEYENLER TİZ UZAK DURA!
Bence olaylar şöyle gelişti :) Olayların başlangıcı ikibinli yıllar, yani günümüz. Tommy ki kendisi bir biliminsanıdır, karısı ölümcül bir hastalığa yakalanınca onu tedavi edecek bir ilaç geliştirme peşine düşer. Öte yandan karısı İzzi, bu uğraşın gerekli olmadığı, ölümün düşünüldüğü gibi kötü bir şey olmadığı düşüncesindedir. Ölüm yeni bir başlangıçtır ona göre. Bu düşünceye araştırdığı Mayalar’ın inançlarıyla vardığını sanıyorum. Zira o kadar inanmıştır ki rüyasında mezarına bir tohum ekilen ve böylece bir ağaç olarak tekrar yaşamaya başlayan bir Maya görür. Bunu kocasına da anlatır ve “Ben korkmuyorum” der, kocasının da ölümü bir son olarak düşünmesini istemez. Aynı zamanda İzze bir roman yazmaktadır. 16.yy’da geçen romanda “hayat ağacı”nı arayan bir İspanyol asker vardır. Filmde bu askerin yaşadıklarını da yani romanın canlandırılmasını da izleriz. İzzi bu romanı kocasına inandığı şeyleri anlatmak için yazmıştır, yani kocasının ilaç bulma çabasını gördükçe ölüme çare bulmanın gereksiz olduğunu anlatmaya çalışmaktadır. Zira filmin bir yerinde Tommy “Ölüm bir hastalıktır ve ilacını mutlaka bulacağım” der. Romanın sonunu yazmayan İzzi, kocasından romanı tamamlamasını ister. Burada kocasına bir seçim hakkı tanıdığını sanıyorum. Çünkü ölümü tedavi edilebilir bir hastalık olarak gören birini ölümle barıştırmanın kolay olmadığını düşünüyor olsa gerek. Neyse lafı uzatmadan sadede gelelim. İzzi’nin öldüğü gece Tommy’nin çalışmalarının sonuç verdiği haberi gelir. Tommy filmin bir yerinde karısının mezarına bir tohum eker. Bu önemli, çünkü karısnın rüyasında anlattığı şey şimdilik elindeki tek çaredir, yani İzzi’nin mezarında büyüyen bir ağaçta yaşama ihtimali. İlaç sayesinde yüzyıllar boyunca yaşayan Tommy, bir şekilde yeniden hayat verecek olan Şibalba’ya doğru yola çıkar, ağaç olarak yaşamaya devam eden İzzi ile beraber. Amacı yıldıza ulaşıp karısını yeniden hayata döndürmektir.
İSPİYONUMUZ BURADA SONA ERDİ. BİR SONRAKİ İSPİYONDA BULUŞMAK ÜZERE, ESEN KALIN.
Hasıl-ı kelam, ölmek falan istemiyoruz ey okur, değil mi? Yok olmak, bir daha olamamak, ya da sevdiklerimizin yok olması, onlardan sonsuza kadar ayrı olmak düşüncesi korkutucu bir düşünce gerçekten de. Ölümden sonra bir hayatın olduğuna inanmak ya da inanmamak, asıl mesele bu aslında Üstat Shakespeare.
Etiketler:
Gizle/Göster- 2006
- bilim fantastikurgu
- Brad Pitt Kaynak
- Brad Pitt The Fountain
- darren aronofsky
- Dram
- DVD filmleri
- en güzel filmler
- en iyi filmler
- Film Arşivi
- film eleştiri
- film konusu
- filmin özeti
- hayat ağacı
- Hugh Jackman
- Hugh Jackman filmleri
- Hugh Jackman Kaynak
- Hugh Jackman The Fountain
- kaynak
- Kaynak / The Fountain
- Kaynak / The Fountain film hakkında
- Kaynak / The Fountain film özeti
- Kaynak / The Fountain fragman
- Kaynak / The Fountain photo
- Kaynak / The Fountain resimler
- Kaynak / The Fountain trailer
- Kaynak / The Fountain yorum
- Kaynak film eleştiri
- Kaynak film özeti
- Kaynak film yorum
- Kaynak sinema filmi
- ne izlesem
- ölümsüzlük
- ölümsüzlük arzusu
- Rachel Weisz
- sinekritik
- sonsuz hayat
- the fountain
- The Fountain cast
- The Fountain film hakkında
- The Fountain fragman
- The Fountain nasıl bir film
- The Fountain ne zaman
- The Fountain photoshop
- The Fountain trailer
- üç ayrı yaşam
- üç ayrı yaşam bir filmde
- üç zamanlı
Yorum Yaz:
Yorum yazarken adınız, soyadınız, e-posta adresiniz ile yorumunuzu mutlaka girmelisiniz. E-posta adresiniz burada gözükmeyecek ve aynı zamanda başkalarıyla kesinlikle paylaşılmayacaktır. Lütfen yazı ile alakalı yorumlar yazmaya özen gösteriniz. Aksi halde yorumunuz yayımlanmayabilir.












Sürücü (Drive)
Jack And Jill
My Week With Marilyn
Karanlıklar ülkesi 4: …
Berlin Kaplanı
Açlık Oyunu / The Hung…
Çok Gürültülü ve Çok Y…
Pamuk Prenses’in…
Siyahlı Kadın
Mevsim Çiçek Açtı
Sinema Haber
BatesMotelPro’da…
2. Uluslararası Engels…
Yenilmezler (The Aveng…
Beyazperdenin Yeni Sah…
Yoruldum Patron
KISA’CA..
“PERDE”yle…
“Saklı PerdeR…
Kalp Hırsızı
Yorumlar:
"Kaynak / The Fountain" yazısı hakkında toplam 9 Yorum yazıldı. Siz de bu yazı hakkında yorum yazabilirsiniz.
Albatros 05.4.2010 - 1:01
Oldukça dramatik ve ilginç bir film. Dikkatle seyretmenizi tavsiye ediyorum.
Kitapla birlikte filmi izlemek hoşuma gitti. Performans harika.
Biz bu tarz filmler çekemeyecekmiyiz? Teknolojiden kaybetsek bile buna yakın bir senaryo çıkartabilecek kadar hayalperest olamıyoruz.
Bu arada yazı harikaydı. Teşekkürler.
fafatuka 05.4.2010 - 3:03
Ben de teşekkür ederim. Dediğiniz gibi, para teknolojik olanakları kısıtlasa bile, iyi senaryolar ortaya çıkaramamamızın hiç bir mazereti yok gerçekten de.
İBRAHİM TAŞDEMİR 17.4.2010 - 14:14
DARREB ARONOFSKY nin 3 filminden sonuncusu ve hayatımda izlediğim en anlamlı film.Diğer i ise ”Pİ” ve oda bir ARONOFSKY filmidir. . . .Din unsuru onun filmlerinde hep olacaktır. . . .. . .
Biblio 27.4.2010 - 20:20
İzzy’nin pencerenin önündeki sundurmada yıldızları izlediği sahne ve hastane sahneleri çok etkilemişti beni. Yine ne zaman hüzünlü bir film dense bu film aklıma gelir. Hugh Jackman da nadir performanslarından birini göstermişti.
Görselliği de etkileyiciydi filmin yalnız adamın içinden fışkıran çiçekler biraz absürttü diye düşünüyorum. :)
Emek verilmiş, sağlam bir yazı yazmışsınız bu çok da bilinmeyen film hakkında. Tebrik ediyorum.
fafatuka 28.4.2010 - 2:02
Teşekkür ederim. Film gerçekten emek istiyor izleyenden, kendini kolay yoldan değil hak edene göstermek ister gibi bir tutumu var sanki. Hem izlerken hem yazarken az uğraşmadım dediğiniz gibi, değdiğini umuyorum tabii. Ama daha bir çok şey vardır bu film hakkında yazılabilecek, eminim.
hakan sari 03.12.2010 - 5:05
Filmi biraz once izledim. Film muzikleri “Gelenler – Wake Up Project” dizisinde de kullanilmis.
Film esnasinda aklima zamanda yolculuk fikri geldi. Mesela filmin 44uncu dakikasinda sahnede Kralicenin onunde diz coktugu anda yerdeki 8 koselik zemini gorursunuz. Aklima Ingiltere bayragi da geldi.
Herneyse, fazla derinlere daldim yine..
hazal gergeroğlu 23.12.2010 - 4:04
film b.mb.k ve çok zorlama olmuş bence.
saçmasapan ve zaman kaybı. yazdıgın yoruma degmez hocam.
İrfan Polat 31.8.2011 - 18:18
Yorumunuz muazzam derecede güzeldi, ellerinize sağlık..
Ertuğrul Yıldırım 11.1.2012 - 15:15
Neden insanlar filmin Şibalba bölümünü temellendirme ihtiyacı hissediyor ki hep? :) Genel kanı bu; Tommy ölünsüzlük iksirini buldu ve dönemin uzay mekiği olan cam bir küre ile çoktan ölmüş karısının hayaletini de yanına alarak, kurtamaya çalıştığı, aynı zamanda beslendiği (kimbilir mekiğin yakıt katalizorü de olan) hayat ağacıyla birlikte (detaylı kroki Izzy’in öyküsün de veriliyordu zaten) Şibalba’ya doğru yola çıktı.. Amaç, bir kez keşfettiği ölümsüzlüğü bir kez daha keşfetmek yahut karısının hayaletini diriltmek olabilir elbet..
Yani neresinden tutsan elinde kalan bi öykü :) Bunun yerine en baştan üçüncü hikayenin sembolik yahut mistik bir anlatıma sahip olduğunu kabul edip tadını çıkarsak?.. Nedir bu, matrix zehirlenmesi falan mı?
Hayır, madem bu denli gerçekci bakıyoruz filme,
1. Izzy’e ait öykünün canlandırmasında gördüğümüz fatih ve kralice Tommy ve Izzy’in büyük büyük dedeleri ve nineleri midir ki benzerlik bu denli had safhada?
2. Mekiğin içinde Izzy’nin ne işi var Tommy kafayı mı kırmış ufaktan?
3. Son karede kesişen öyküler (Şibalba’nın fatihin önünü açması, Tommy’nin yeniden canlanan hayat ağcına uzanıp, meyvesini koparması falan) mekiğin aynı zamanda bir zaman makinası olduğuna mı işaret eder? Öyleyse bu telaş neden?
Lütfen bir kez de “gönül gözünüzü” açarak izleyin şu filmi.. Bilimsel, reel saçmalıklardan çektiğimiz yeter :)