Köprüdeki Kız / La Fille Sur Le Pont [1999]
İsmini ilk duyduğumda Dostoyevski’nin o güzelim hikayesini hatırlatmıştı bana. Köprüde bekleyen yalnız bir kız ve ona yaklaşan adam, sürprizlerle gelişen bir aşk hikayesi, ”Beyaz Geceler”le ortak noktaları bundan ibaret olsa da La Fille Sur Le Pont çok enteresan bir film.
Paldır küldür denilebilecek bir hızla izlemeye başladığım için, içeriğine dair hiçbir bilgim yoktu. Oynak Türk müziğiyle açılınca ilk sahne, kulaklığa bir FM frekansı karıştı herhalde diye düşündüm :) Ancak parça, Adele’nin (Vanessa Paradis) cümlelerinin ritmine uyunca emin olabildim filme ait olduğundan, o kadar şaşırmıştım.
Uzun uzun konuşmalar içeren filmleri seviyorum, bu yüzden bu filmin başlangıcı da hoşuma gitti. Adele’nin hayatının belli dönemlerine dair anlattıkları bittiğinde, Gabor’la tanıştıkları köprüye gidiyoruz ve hikaye başlıyor..
“Sirklerde, tahtaya bağladığı canlı hedeflerine bıçak fırlatarak para kazanan Gabor, bu işteki yardımcılarını intihar etmek üzere olan umutsuz insanlardan seçmektedir. Köprüde, parmaklıkların öte yanına geçmiş, atlamak için cesaretini toplamaya çalışan Adele onun için biçilmiş kaftandır. Kıza yaptığı işi anlatarak teklifini sunar ama sonuç beklediği gibi olmayacaktır..”
Bu sıradışı hikayede, Gabor’un olgunluk çağındaki erkek tavrıyla, kıza sahip çıkıp kendini tanımasına yardım ederken, hemen hemen her bulundukları yerde ”Tamam sen git biraz oyna, gelirsin sonra” der gibi geniş meşrep bir hal sergilemesini Fransız serbest ilişki tarzına yormak gerek sanırım.
Adele ve Gabor birbirlerinden uzakta, telepati yoluyla konuşurlarken ;
{Adele} Her şey önceden nasılsa gene öyle olmaya başladı.
{Garbor} Neyden önce?
{A} Senden önce.
{G} Bu doğru değil.
{A} Yine şansım döndü.
{G} Bilirsin, şans gelir ve gider.
{A} Sende durum nedir?
{G} Pek iyi sayılmaz.
{A} Yırtık banknota inanır mısın?
{G} Ne banknotu?
{A} Bütünken çok kıymetli, iki parçayken hiç bir değeri olmayan…
Siyah-beyaz, geniş ekran görüntüleri, ustaca aralara serpiştirilmiş nostaljik ayrıntıları ile La Fille Sur Le Pont 20. yüzyılın ilk yarısında çekilmiş klasik filmlere benziyor.
İlerleyen bölümlerinde Gabor’un İstanbul’a gelmesiyle tanıdık mekanlarda geçen sahneler ayrıca ilginç kılıyor filmi.
Vanessa Paradis, film boyunca güzelliği ile etkiliyor seyirciyi. Kısacık kestirdiği saçları, dramatik sahne makyajı ve elbiseleriyle pek hoş. Daniel Auteuil (Gabor) ise keskin bakışlarının gerisinde abartıdan uzak gayet başarılı bir oyun çıkarmış.
Etiketler:
Gizle/Göster- DVD filmleri
- en güzel filmler
- Film Arşivi
- film eleştiri
- Gelecek Filmler
- Hangi filmi izlesem
- Köprüdeki Kız
- Köprüdeki Kız / La Fille Sur Le Pont
- Köprüdeki Kız / La Fille Sur Le Pont film
- Köprüdeki Kız / La Fille Sur Le Pont film yorum
- Köprüdeki Kız / La Fille Sur Le Pont fragman
- Köprüdeki Kız / La Fille Sur Le Pont sinema
- Köprüdeki Kız / La Fille Sur Le Pont [1999]
- Köprüdeki Kız / La Fille Sur Le Pont [1999] filmi
- Köprüdeki Kız / La Fille Sur Le Pont [1999] fragman
- Köprüdeki Kız cast
- Köprüdeki Kız film eleştiri
- Köprüdeki Kız film fragmanı
- Köprüdeki Kız film hakkında
- Köprüdeki Kız film özeti
- Köprüdeki Kız film yorumları
- Köprüdeki Kız film yorumu
- Köprüdeki Kız filmi
- Köprüdeki Kız fragman
- Köprüdeki Kız Kim
- Köprüdeki Kız ne zaman
- Köprüdeki Kız oyuncuları
- Köprüdeki Kız sinema
- Köprüdeki Kız sinema filmi
- Köprüdeki Kız yorum
- Köprüdeki Kız [1999]
- La Fille Sur Le Pont
- La Fille Sur Le Pont cast
- La Fille Sur Le Pont eleştiri
- La Fille Sur Le Pont film yorumu
- La Fille Sur Le Pont fragman
- La Fille Sur Le Pont trailer
- La Fille Sur Le Pont yorum
- La Fille Sur Le Pont [1999]
- ne izlesem
- sinema eleştiri
- tavsiye filmler
- vizyon sinema
- vizyona yeni giren
- vizyonda
- vizyonda bu hafta
- vizyondaki filmler
- Vizyondakiler
- yakındaki filmler
- yeni çıkan filmler
- yeni filmler
Yorum Yaz:
Yorum yazarken adınız, soyadınız, e-posta adresiniz ile yorumunuzu mutlaka girmelisiniz. E-posta adresiniz burada gözükmeyecek ve aynı zamanda başkalarıyla kesinlikle paylaşılmayacaktır. Lütfen yazı ile alakalı yorumlar yazmaya özen gösteriniz. Aksi halde yorumunuz yayımlanmayabilir.











Sürücü (Drive)
Jack And Jill
My Week With Marilyn
Karanlıklar ülkesi 4: …
Berlin Kaplanı
Açlık Oyunu / The Hung…
Çok Gürültülü ve Çok Y…
Pamuk Prenses’in…
Siyahlı Kadın
Mevsim Çiçek Açtı
Sinema Haber
BatesMotelPro’da…
2. Uluslararası Engels…
Yenilmezler (The Aveng…
Beyazperdenin Yeni Sah…
Yoruldum Patron
KISA’CA..
“PERDE”yle…
“Saklı PerdeR…
Kalp Hırsızı
Yorumlar:
"Köprüdeki Kız / La Fille Sur Le Pont [1999]" yazısı hakkında toplam 5 Yorum yazıldı. Siz de bu yazı hakkında yorum yazabilirsiniz.
Ethem Sak 03.5.2010 - 16:16
Öncelikle yazı çok güzel ve tadında olmuş.
Filmin konusu ilgimi çekti. Daniel Auteuil dışında daha çekici birisi olabilirdi diye düşünüyorum. İkiliyi yakıştıramadım.
Sanki Vanessa Paradis karakterinin tarzı değilmiş gibi.
Tabiki bunu film içerisinde daha çok benimseyeceğiz.
Vanessa Paradis, bana her zaman tuhaf gelen birisidir. Nedendir bilmiyorum!
Gizemli bir görünüşü var ama çekicilik anlamında değil. Tuhaf işte. Sıradışı.
Biblio 03.5.2010 - 16:16
Oyuncu seçimleri bana göre iyiydi. Gabor, yaşını başını almış bir adam olduğu için Daniel Auteuil yerine yakışmıştı, hafif bir karizması da vardı yaptığı mesleğe uygun olarak.
Vanessa Paradis genel geçer güzellik, çekicilik kurallarına uyan bir kadın değil kesinlikle. Ama o çocuksu, ürkek aynı zamanda havai genç kız rolü üzerinde hoş duruyordu.
Filmi izlerken ikisi de rollerine uymuş, sırıtmıyor diye düşünmüştüm.
Nazik yorumun için çok teşekkür ediyorum.
ziyaretçi 03.5.2010 - 21:21
Filmi izlemek ya da izlememek hakkında şimdilik karara varamadım, ama kitabın konusunu ufak bir araştırdıktan sonra okumaya karar verdim. Böyle güzel bir kitabın varlığından haberdar ettiğiniz için teşekkür ederim. Kitabın konusu ilgimi çekti çünkü ben de en az o hayalcinin durumundayım. Aramızdaki benzerlik tamamen aynı olmasa da çok fazla :(
Biblio 03.5.2010 - 23:23
Beyaz Geceler üzerine yazdığınız yorum için asıl ben teşekkür ediyorum.
Öyle nahif, öyle hüzünlü, öylesine güzel bir kitaptır ki, içerdiği duygu yoğunluğu yüzünden, onu okumak için bir süre beklemek zorunda kalmıştım bir zamanlar. Tanıdık cümleleri insanın içini ince ince kanatan, nefis bir hikaye. Mutlaka okuyun.
rahmetli 18.3.2011 - 23:23
Herhalde arkada radyo açık kalmış veya iTunes çalıyor olmalı diye düşündüm. Hayır, hicaz makamıyla başlıyordu bu siyah beyaz Fransız filmi. İçim kıpır kıpır oldu ve daha filmin başındayken merak etmeye başladım sonrasını. Sonra birkaç duyguyu aynı anda yansıtan güzel yüzüyle Vanessa Paradis belirmeye başladı. Adının Adele olduğunu söyledikten sonra anlatmaya başladı her şeyi. Bir odada, birkaç terapistin bakışları ve bir terapistin sorularıyla. Anlatmaya başladı, ve ben dinledikçe hayatının basitliğini ve sıkıcılığını içime işliyordu. Yaklaşık dokuz dakika boyunca konuşmasına rağmen, okuduğunuz son cümlem kadar bile sıkıcı değildi. Çünkü tanıdığım birçok kadını gördüm sözlerinde. İnanan, kanan, kendini kandıran, aşkın varlığını kendine kanıtlamak için binbir yalan uyduran, üzülen, kırılan, kandırılan. Ve yalnız…
“Dışarıdaki kalabalık insan topluluğu beni görmeksizin geçip gidiyor. Hepsinin acelesi var. Trenlere ve taksilere biniyorlar. Onların gidecek bir yerleri, buluşacakları birileri var. Ben öylece orada oturuyorum…” deyip, hala bir şeyler olmasını bekliyorsunuz.
Adele, şansını daha fazla zorlamak yerine köprüden atlamayı seçiyor. Adımını atmak için kendini cesaretlenmeye çalışırken Daniel Auteuil, sigarasını soğuk gözleriyle içen Gabor rolüyle siyah beyazlığa karizmasını yansıtıyor, ve ekliyor: “Hata yapmak üzere olan bir kız görünümündesin.”
Bu iki insanın hayatının kesişmesiyle film ilginç bir serüven hikayesi ile başlayıp aşk hikayesine dönüşüyor. Gabor’un Adele’e verdiği şans onu bıçaklarının gazabından kurtarmanın yanında hayatının daha iyiye gitmesini sağlıyor. Ama hiçbir zaman tatmin olamayan Adele yine kandırılmayı seçiyor, ve kendini kandırmayı da. Birbirlerinden ayrılmalarına rağmen ruhları, bedenleri tekrar bir araya gelene dek duygularını dile getiriyor. Ve beklenen beklenmedik son: “Who Will Take My Dreams Away?”
Yönetmen Patrice Leconte filmin son kısımlarını İstanbul’da çekmiş. Kapalıçarşı’dan tutun Haliç’e kadar birçok mekanı içine alırken Türk insanının “Fransız” kaldığına şahit olmak yüzümde hoş bir tebessüm oluşturdu. Sizlerin de bu keyfi yaşayacağına eminim, deneyin. Fakat İstanbul’daki neredeyse her sahnede ezan okunduğunu düşünürseniz günde 10 vakit namaz mı kılınıyor diye sorabilirsiniz kendinize.
Yazıyı bitirmeden önce Hürriyet’in 2000 yılında yönetmen Patrice L. ve Vanessa P. ile yaptığı röportajı buldum, bakmak istersiniz belki: http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2000/07/24/225824.asp