Son Buluşma
Sinema salonuna girerken ağlayacağımı biliyordum elbette, dedelerin halleri bana dokunacak, fedakarlıklarını, kahramanlıklarını dinlerken gözlerimde tutmaya çalıştığım yaşlar yanaklarımdan akacak, biliyordum. Ama dakka bir gol bir olacağını da tahmin edemezdim doğrusu. Belgesel başlıyor, birileri elma ağaçlarından elma silkeliyor. Aşağıda yere oturmuş yaşlı mı yaşlı bir dede, düşen elmaları topluyor, bir yandan da serzenişte: “Bizim zamanımızda taş topraktı buralar, hepsini ben diktim, yokluk vardı, kıtlık vardı, şimdi her şey bol ama toplayan nerde?”. Göğsünde iki madalya, her an ziyaretçi gelebilir diye, saygısızlık olmasın diye hep taktığı kravatı boynunda. Elleri yaşamı boyunca çalışmışlığın tecrübesini taşıyor. Sesinde bile kıymet bilmezliğe karşı sitemi hissedilen dedemiz sonra bombasını patlatıyor: “Toplayın hepsini, toplayın, kafanızı kırarım!” Son Buluşma işte bu ahval üzere ilerleyip gidiyor, bazen güldürerek ama daha çok hüzünlendirerek.
Hüzünlendiriyor; çünkü kıymetlerini bilemeyişimizin belgeselini izliyoruz. Hüzünlendiriyor; çünkü biz dünya, mal mülk, para derken bazılarının katlandıkları sıkıntıların neler olduğunu idrak ediyoruz. Hatta utandırıyor; çünkü o eli öpülesi insanlara üç ayda bir 500 lira ödediğimizi, hatta birine “Kayıtlara göre sen ölmüşsün.” diyerek o maaşı da vermediğimizi, onu küstürdüğümüzü öğreniyoruz. Şaşırıyoruz bile; çünkü bu fedakar insanların aslında hiç bir karşılık beklemediklerini, insan olmanın, vatanına hayırlı bir evlat olmanın haklı gururunu yaşadıklarını ve bunun da onlara yettiğini görüyoruz. Ve ağlıyoruz; çünkü peşinde koştuğumuz, önemsediğimiz çoğu şeyin ne kadar da boş olduğunu, değer vermemiz gereken şeyleri nasıl da görmezden geldiğimizi anlıyoruz. İşte bu halde, neredesiniz, bir şey yapamadık ellerinizi öpelim hiç olmazsa diyesimiz varken artık çok geç olduğunu farkediyoruz. Sonra bu üç masal kahramanının, yaşamları bilinmezlikten bilinirliğe çıkmışken, sanki, zaten bizden bir karşılık beklemediklerini göstermek istemiş gibi cennetin bahçelerinde yarım bıraktıkları sohbetlerine devam ettiklerini düşünüyoruz.
Son Buluşma, bize aşk, kin, entrika, aksiyon vaadeden bir film değil arkadaşlar, zaten bir film de değil. Türk sinemasının en güzel filmlerinden Züğürt Ağa’nın yönetmeni Nesli Çölgeçen’in yönettiği mütevazı bir belgesel. İyi vakit geçirmek için de hiç uygun değil. İzledikten sonra boğazımıza düğümlenen şeylerle öylece kalakalmak ihtimali de çok yüksek. Ama değmez mi? Hiç olmazsa kendimizden utanabildiğimizi kanıtlamış olmak için.
Yorum Yaz:
Yorum yazarken adınız, soyadınız, e-posta adresiniz ile yorumunuzu mutlaka girmelisiniz. E-posta adresiniz burada gözükmeyecek ve aynı zamanda başkalarıyla kesinlikle paylaşılmayacaktır. Lütfen yazı ile alakalı yorumlar yazmaya özen gösteriniz. Aksi halde yorumunuz yayımlanmayabilir.








Karanlıklar ülkesi 4: …
Berlin Kaplanı
Düşler Bahçesi / We Bo…
The Girl With The Drag…
Demir Leydi (The Iron …
Sürücü (Drive)
Fetih 1453
Bel Ami
My Week With Marilyn
Katilin Yüzü / Faces i…
BatesMotelPro’da…
2. Uluslararası Engels…
Yenilmezler (The Aveng…
Beyazperdenin Yeni Sah…
Fetih 1453 Yeni Fragma…
Yoruldum Patron
KISA’CA..
“PERDE”yle…
“Saklı PerdeR…
Kalp Hırsızı
Yorumlar:
"Son Buluşma" yazısı hakkında toplam 2 Yorum yazıldı. Siz de bu yazı hakkında yorum yazabilirsiniz.
Ethem 25.11.2008 - 1:01
Belgeselden önce haberleride çıkmıştı bu kahramanların, o zaman bile duygulanmıştım.
Gidebilecekmiyim bilmiyorum çünkü çok duygu yüklü bir konusu var ve tamamen gerçek hayattan esinlenmek bir yana karakterler bile ta kendileri. Kaçırılmaması gereken bir belgesel.
Ayrıca yorumuna bayıldım, bunları okumak bile uzun uzun düşünmeme yetti.
Teşekkürler.
Tuba 25.11.2008 - 8:08
Gerçekten çok duygusal ve bizim vatanımızın en kahraman insanları…içlerinde müthiş bir sevgi var hissediliyor…pamuk dedelerimiz…tanımadan sevdiğimiz ender insanlardan onlar…