Kış Uykusu

Uykudan Uyanma Vakti

Gokhan Kul 15 Haziran 2014 — 08:54 tarihinde yazdı.

Soma faciasının yaşandığı, ülkede ağır ve yıkıcı bir karamsarlığın olduğu İlkbaharın son günlerinde, Cannes film festivalinde (her ne kadar izleyemesek de) kazandığı Altın Palmiye ödülü ile tüm karamsarlığımıza bir nebze de olsa umut olan Nuri Bilge Ceylan, ''Kış Uykusu'' ile bizi bu kez Sonbahar'ın son günlerine götürüyor.

Öncelikle film diğer Nuri Bilge Ceylan filmlerinde karşılaştığımız az diyalog bol görsellik kuralını ciddi anlamda yıkıyor. Başroldeki Aydın (Haluk Bilginer) karakterinin özellikle ablası Necla (Demet Akbağ) ve eşi Nihal (Melisa Sözen) ile olan uzun diyaloglarında bunu görmek mümkün. Aydın'ın uzun yıllar oyunculuk yaptığı tiyatrodan emekli olması ve Kapadokya'daki otelinde inziva hayatına dönmesi sürecini en başından görmüyoruz. Yönetmen belki de bize bununla ilgili bir şey söylemek istemediği için, izleyiciyi karakterler otelde bir süre yaşadıktan sonra hikayenin içine katmayı tercih ediyor.

Aydın'ın İstanbul'da bulunduğu dönemdeki sosyal statüsünün etkisiyle, içinde bulunduğu yöreye ve köylülere karşı takındığı kibirli ve nezaketsiz tutum, köylülerle arasında bir köprü olarak Hidayet'i ( Ayberk Pekcan) kullanması ve eşi Nihal'in bu durumdan duyduğu derin rahatsızlık filmin hemen her noktasına sirayet ediyor. Aynı zamanda ablası Necla ile yaşadıkları sert ve yıkıcı tartışmalar, her iki karakterin de ne denli kibirli ve acımasız olduğunu ortaya koyuyor.

Filmdeki kilit karakterlerden biri olduğuna inandığım Hidayet'in Aydın üzerindeki etkisi, Aydın ile yaşadıkları absürt diyaloglarda bu umursamaz ve kibirli tavrı görmemiz için iyi bir veri oluyor. Aydın'ın çalışma odası, mutfak, misafir odası, İsmail'in evi gibi kapalı ortamların ve uzun diyalogların olduğu sahnelerde, yönetmen adeta 5'er 10'ar dakikalık birbiriyle bağlantılı onlarca tiyatro oyunu sahneliyormuş hissine kapılıyorsunuz. Yönetmen'in bunu elbette görsel olarak da desteklediğini belirtmek gerek. Genel olarak yönetmen 3 saati aşkın süresine rağmen izleyiciyi sıkmadan perdenin önünde tutmayı başarıyor.

Ayrıca parantez açmak gerekirse Levent karakterini oynayan Nadir Sarıbacak muazzam güzellikte bir oyun çıkartıyor. Kısacık rolüne rağmen harikalar yarattığını söylemek gerekir.

Müzik seçimine gelecek olursak, filmin başından beri kullanılan müzik Schubert'in 20 numaralı piyano sonatı. Seçilen müziğin sadece melodisi beğenildiği için kullanılmadığını anlamak için sinemaya gitmeden Schubert'in hayatını kısa da olsa araştırmanızı tavsiye ederim. Filmin hikayesi ile Schubert'in hikayesinde ortak noktalar olduğunu, kullanılan müziğin tesadüf olmadığını göreceksiniz.