Blogumuzda sinema severlerin beğeneceğini umduğumuz filmlerle ilgili yazılar, vizyondaki filmler ve film fragmanları yer almaktadır. Amacımız gerek DVD/VCD gerekse sinema salonlarında izlediğimiz filmleri, bizi takip eden okuyucularımızla paylaşmaktır.
Sinema tutkunlarını keyiflendirmeyi, güzel zaman geçirmelerini sağlamayı ve filmler hakkında ön fikre sahip olmalarını amaçladığımız blogumuzda paylaştığımız tüm yazılar blog yazarlarına aittir. Önceliklerimizden ve özelliklerimizden birisi paylaşılan yazılarımızın sadece sivrisinema.com’ a ait olması, hiçbir yerden alıntı olmamasıdır.
Biliyoruz ki çok çalışmak paylaşılmadıkça ve paylaşılan konulara eleştiri gelmedikçe bir anlam kazanmayacak. Sivrisinema.com olarak en az yazılarımız kadar ziyaretçi yorumlarının da bizim için değerli olduğunu bilmenizi isteriz. Siz ziyaretçilerimizden de istediğimiz tek şey emeğimizin karşılığını yorum ve katılımlarınızla göstermenizdir.
Sivrisinema.com olarak paylaşımlarımızı çoğaltmak adına daha çok çalışmamız gerektiğini biliyoruz. Daha büyük kitlelere ulaşmak ve sinema adına verilebilecek tüm kategorileri sunabilmemiz için elimizden geleni yapmak istiyoruz. Blogumuz sürekli büyümek, yeni kitlelere ulaşmak ve samimiyetini herkese göstermek adına daha aktif olmayı planlamakta, bunu yapmak için de yazar kadrosunu genişletmeyi düşünmektedir. Bu anlamda bize destek olmak ve kendi cümleleriyle blogumuzda yer edinmek isteyen gönüllü dostlarımızı da aramızda görmekten mutluluk duyacağız.
Yazar Kadromuz:
Fatih Turan
Sivrisinema’nın tasarımını yapan, altyapısını hazırlayan, Sivrisinema’nın teknik işlerinden sorumlu web tasarımcı kişi. Fatihturan.com adlı kendi adını taşıyan blogunda web tasarım/geliştirme hakkında yazılar yazıyor. Fotoğraf çekmek, müzik dinlemek ve film izlemeyi seviyor.
Ethem Sak
Sivrisinema’nın yazarlarındanım. Yazıların düzenlemelerini ve yorumların denetlenmesi gibi işlerle uğraşıyorum. Beni merak ederseniz, elimden geldiğince kendi görüş, fikir ve duygularımı içtenlikle yazmaya çalıştığım yazılarımın içinde biryerlerdeyim…
Yazılarımı yazarken kendimden de çok şey katıyorum ve hissetmedikçe yazmıyorum, yazamıyorum… Yaptığım birçok şeyde de olduğu gibi yazarlık konusunda da bilinen sinema filmleri olmasına rağmen bana özel bir kaç dokunuş olmalı ilkesindeyim. Emek vermeden yapılan hiçbir işi hazetmiyorum.
Ziyaretçilerimizin çok özel insanlar olduklarını biliyorum ve siz ziyaretçilerimizede sizin kadar özel yazılar yazmaya çalışıyorum. Yazılarımı okuduğunuzda sadece film hakkındaki ön tanıtım bilgilerini değil, o filmi neden izlemelisiniz, filmin size kazandıracağı manevi duyguları ve filmde asıl görmemiz gereken kulağa küpe takılası öğeleri de elimden, kalbimden ve aklımdan geldiğince paylaşmaya çalışıyorum (Kendimce).
Umarım bu hususta başarılı olabilmişimdir. Teşekkürler.
Fafatuka
Sivrisinema’yı, daha sinemalardan.com olarak Ethem ve Fatih’in kafalarında bir fikirken, hücrelerine bölünüp eli yüzü düzgün bir bloga benzemeye başladığında tanıdım. Sonra doğdu yüzünde gülücükler, dilinde agu agularla. Emekledi önce ama adımlarını pek atmayı da başardı. Belki bir boğa devirmedi ama her Türk evladı gibi kendi ismini bileğinin hakkıyla kazandı :)
Sivrisinema’da “fafatuka” (anlamı kelebek, Rize ağzında küçük sarı/beyaz kelebeklere deniyor) mahlasıyla site kurulalı beridir sevdiğim filmleri yazmaktayım. Sinemayı sadece keyifli bir eğlence olarak değil; hayatın bir yansıması olarak görüyorum. Bu yüzden oyunculuk bakımından başarılı, senaryosu tutarlı ve bence zaman kaybı olmayacak fimleri izlemeye/yazmaya çalışıyorum. Türk filmlerini elimden geldiğince ön plana almaya çalıştığımı da belirtmek isterim. Küçük bir destek ama yararı oluyordur belki :)
Bunun dışında “fafatuka” olarak tivitırda ara sıra birkaç kelam yazıyorum. Bir de blog yazıyorum boş vakitleri değerlendirme kabilinden. Mahlassız ben hakkında ise üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdiği, alanıyla ilgili bir meslek icra ettiği, kitap okumayı ve sinemayı çok sevdiği dışında yazacak pek bir şey yok ey okur, bildiğin sade vatandaş.
Kaneshiro
1977 İstanbul doğumluyum. İstanbul kadar beni etkileyen başka bir şehir olmadığından mı yoksa, İstanbul’u “terkedilemeyecek bir Sevgili” gibi sevdiğimden midir bilinmez, bu şehrin o bozuk havasına, çıldırtan trafiğine rağmen severim. 13-14 senelik – kendimce başarılı sayabileceğim- çalışma hayatından sonra, mütevazi (!) odamda inzivaya(!) çekildim. Düz yazılar, denemeler, masalsı hikayeler, şiirlerden sonra, hiç becereceğimi sanmadığım, başlarda da bayağı sendelediğim ama benim için büyülü bir dünya olan sinema’nın bir de yazarlık kısmına kondurdum minik kanatlarımı.
Kendini ve çevresini konuşarak ifade etmekten daha güçlü bir şey varsa, o da yazarak ifade etmektir. Edebiyat öğretmeni bir babanın çocuğu olmanında bu “yazarlık denemesinde” bana bir nebze olsun ışık tuttuğunu düşünüyorum.
Sayfalar dolusu yazıp, sonra defalarca kendi yazısını okuyan amatörlerdenim ben bana göre. Sinema ise son senelerde, inzivaya çekilmemle birlikte üzerinde daha yoğun durduğum bir alan. Hem biliyor musunuz, Sinema yazarlığına başlamadan çok önce yazmayı bırakmıştım. Anlatmak istemediklerimi, filmlerde bulduğumda alıyorum kalemi elime işte ben de…
Sinema sektöru gökyüzü kadar geniş bir sektor. Uzakdoğu Sineması konusunda yeterince detaylı bilgiye sahip biri olarak, Uzakdoğunun eşsiz görüntülerininde sergilendiği filmlerden bahsetmek, filmler hakkında konuşup tartışmak dileği ile…
Lavinya Öz
“NE BANA ANLAMSIZ GELEN SEÇKİN BİR AZINLIK İÇİN, NE DE YIĞINLAR DİYE BİLİNEN, ŞU GÖKLERE ÇIKARILAN İDEAL PLÂTONCU KENDİLİK İÇİN YAZIYORUM. KENDİM VE DOSTLARIM İÇİN VE ZAMANIN AKIŞINI YUMUŞATMAK İÇİN YAZIYORUM” diyor ya değerli Jorge Luis Borges; Ben de! :)))))
1975 Ankara doğumluyum. Kamu Yönetimi mezunuyum. Bir yerde çalışmıyorum daha doğrusu çalışmayı tercih etmiyorum diyeyim.
Evliyim ve 7 yaşında bir oğlumuz var. Pek çok yerde yazıyorum, yazmak benim için çok şey demek. 1996 senesinde Gır Gır’da 16 haftalık mütevazi bir geçmişim oldu. Şu an hiç bir mizah dergisi almıyorum, tek kişilik protesto, mevcut küfürler ve ağzı bozuk yazar çizerler yüzünden. Bir tek Fırat Budacı okuyorum, o da kitabından.
Facebook adresim yok. Hiç olmadı, olmasını da düşünmüyorum. Orada bir “Lavinya Öz.” var o kesinlikle ben değilim, taklitlerimden sakınınız.
Msn adresim yok, hatta bilgisayarımda msn programım bile yok :) Bu da boş lakırdıyı protesto için.
Konuştuğum kişilerin mimiklerini görmediğim için telefonda konuşmayı da hiç sevmem. :)
Profilime asla resmimi eklemeyeceğim, bekleyenler boşuna bekler :) “sanal dünya sanal olarak kalsın” ilkelerimden biridir.
Kişisel Web Alanım: www.lavinyaoz.com
Asya
Keyif için yapılan aktivitelerin içinde bana göre en ehl-i keyif olanıdır sinema? Zahmetsizdir, konforludur, öğreticidir ve eğiticidir (alabilene). Başkalarının hikayelerini izlerken kendinizi bulursunuz. Oyuncu karşınızda acı çekerken sizin de yüreğinizin sızladığını hissedersiniz ya da sevinciyle sevinirsiniz ya da öfke duyarsınız… Çaresizlik hissedersiniz belki, belki de kin duyarsınız bazen? Bunlar beyaz perdeden size yansıyanlardır. Aynı zamanda bana yansıyanlar…
Bir filmi izledikten sonra kısa bir süre oturur düşünürüm, bende ne bıraktı diye. Şimdi bunu Sivrisinema’da yazma fırsatı buluyorum.
Favori aktör-aktrislerim: Denzel Washington, Adam Sandler, Haluk Bilginer, Şener Şen, Binnur Kaya, Debra Messing.
Burak Altın
Marmara Üniversitesi Elektronik Öğretmenliği bölümünden 2007 yılında mezun oldum. Şu an özel bir şirkette bilgisayar programcısı olarak çalışmaktayım.
2001 yılından beri özel ders veriyorum (www.dersverilir.net/altinburak). Bu zaman zarfında onlarca öğrenci ile çalıştım. Bütün öğrencilerimin dersteki başarıları ciddi seviyede yükseldi.
Öğrencilerime bir abi gibi yaklaşıp onlara her konuda örnek olmaya çalışırım. Şu ana kadar bütün öğrencilerim ve velileri ile sıcak bir iletişimim oldu.
Sivrisinema’ya en son katılan yazarım (sanırım:). Hayatımı yazılım mühendisliği yaparak kazanıyorum. Yoğun iş temposunda sinema benim rahatlayıp kafamı dağıtmamı sağlıyor. Yazdığım yazılarda filmi izlerken hissettiklerimi doğru bir şekilde aktarmaya çalışıyorum. Çünkü sizler filmi izlemeden önce sizi neyin beklediğini bilirseniz daha çok keyif alacağınızı düşünüyorum.
İzlenimlerimi yazmak benim için ayrı bir keyif hayatımı eğlenceli kılan ciddi bir hobi diyebilirim. Bana bu fırsatı veren Sivrisinema ekibine ve size çok teşekkür ederim.
Kişisel Web alanım: www.burakaltin.com
Görüşmek Üzere…
Rahmetli
Öğrenci olarak geçimini sağlayan Bilgisayar Mühendisliği adayı Emin Buğra Saral, Sivrisinema’nın taze kanı, ve yakışıklı bir bireyidir. Sempatik de olabilir, bilemiyorum. Günlük hayatında sinema aktivitesine bayılır fakat pek zaman bulamadığı için bilgisayarında film izlemeyi yeğler. Zekidir, ama çalışkan değildir. En azından çevresindekileri bu yalanla avutmayı iyi bilir. Yazı yazmaya bayılır, ama en son okuduğu kitap muhtemelen Don Kişot’tur (!). Yaratıcı olan bu kişiliği çok seveceğinizi umar, kanınız fokur fokur olana dek yazdıklarımı okumanızı tavsiye ederim. Gerekiyorsa, “bu yazı böyle yazılmaz kardeşim” diyerek artist çıkışlar yapabilirsiniz, sizinle çıkışta hesaplaşırız. Sonuç olarak, daha fazla şey merak ediyorsanız (mesela kızlık soyadını) kişisel internet adresi: www.rahmetli.info
Sevgiler.
Alper Göncüoğlu
Film izlemek önceleri sadece bir hobiydi benim için. Eğlenmek, vakit geçirmek için film izlerdim. Daha sonraları sıkıldığım zamanlarda, kendimi yalnız hissettiğim anlarda, bir anlamda hayatın sıkıntılarından uzaklaşmak için izlemeye başladım. Fakat sinema giderek bende tutkuya dönüşmeye başladı. Adeta manevi bir boşluğu doldurdu, açlığımı gidermeye başladı. Ben de bundan keyif aldım ve hissettiklerimi yazıya dökmeye karar verdim. Film eleştirisi konusunda yazdıklarımı açıkçası henüz çok olgun bulmuyorum ve eleştiri değil de daha çok fikir alışverişi gibi görüyorum. Yazdığım yazıların yorumlarla tamamlandığını, o zaman asıl halini aldığını düşünüyorum. Bu bakımdan izlediğim filmlerin sohbetlerini yapmak çok hoşuma gidiyor. Bu tür sohbetlerde filme farklı açılardan bakılıyor ve belki de izlerken fark edemediğimiz noktalara temas ediliyor. Bu da çok keyif verici bir uygulama bence. Bu tür film sohbetlerinde bir arada olmak dileğiyle.
Biblio
Defterler, kalemler, yazılar bir yanda.. Boyalar, fırçalar, desenler öbür yanda.. Hayatımı bu gelgit içinde yüksek tempoda sürdürmekten mutluydum. Hocalarım, öğrencilerim, derslerim vardı. Sonra bir şey oldu, iyi mi kötü mü hâlâ bilemediğim ama içimi acıtan bir şey.. Bir kırılma noktası, herkesin hayatında olabilecek küçük bir imtihan. Renkleri emanet verdim, yazı bana kaldı.
Ne okuduğuma dair notlar tutardım, ne izlediğimi de bir sayfada sessiz sedasız yazmaya başladım. Kısa kısa notlar derlendi, toplandı, başı sonu belli metinlere dönüştü.
Sivrisinema’yı gördüğümde kendimi tutamadım, daha önce hiç yapmadığım bir şeyi yaparak, kapılarını çaldım, nezaketle ve samimiyetle buyur ettiler içeri. Kağıdımı, kalemimi aldım, geldim.
“Kalpten çıkan, kalbe girermiş.” Yazdıkça, cümlelerimin altyazılarında beni bulacaksınız zaten.
Gerisi teferruat. :)
Kişisel Web Alanım: http://www.bibliofk.blogspot.com/
Selin Y. Güneş.
1980 baharında İzmir’de doğdum. Biraz hayalperest, hayli yazmaya, çizmeye meraklı olan ben, yaklaşık 7 yaşından beri mimar olmak istiyordum,1998 yılında mimar olmak üzere İstanbul yollarına düştüm.12 yıldır da hemen hemen her gün kızdığım, ama gönülden de çok sevdiğim İstanbul’da yaşıyorum.
Eeee sinema bunun neresinde? Sinema da kendimi bildim bileli hayatımda. Babamla birlikte film izlemek çok büyük keyifti benim için, videokasetçilerde saatlerimizi harcardık. Seçtiğim filmin vhs çekimi yoksa üzülürdüm resmen. Bir filmi izledikten beş saniye sonra unutanlardan değildim. Hep üzerine söylemek istediklerim vardı. Uzun süre sadece seyirci olarak kaldığım sinemaya, üniversitede ‘Sinemanın mimarlık üzerine etkileri’ ve ‘Sinemada mekânsal algı’ konulu araştırmalara dalınca aslında ne kadar da yakın olduğumu anladım. Çok okudum, çok izledim, çok araştırdım, karıştırdıkça, sevdim, sevdikçe daha fazlasını yapmak istedim. Alelacele bir blog adresi almış yazarken buldum kendimi bir anda :) Tek destekçim, saatlerce benimle hiç tarzı olmayan filmleri bile izleyip sonra benim hikâyelerimi sabırla dinleyen eşimdi :)
Sanırım yazdıklarımı sadece ben okuyorum diye düşünmeye başlamışken, takip ettiğim, en çok da doğallığını sevdiğim Sivrisinema’da yazarken buldum kendimi.
Yazdıklarını paylaşmak gibisi yokmuş :) Hepinize Teşekkürler.
Kişisel Web Alanım: www.belongcinema.blogspot.com
Nazokiraze
1979 doğumlu iki çocuk annesi ara sıra Sinepil’de, sık sık Hafif.org’da bir şeyler karalayan, aniden patates soyarken ellerini kurulayıp klavyenin başına geçerek harıl harıl aklına geleni yazan, korku filmleri bağımlısı biriyim ben.
Yazı yazmayı da en az kitap okumak kadar seviyorum. Küçük yaşta anne olmanın tüm avantajlarını kullanarak 14 yaşındaki kızıma arkadaşlık ediyorum. Buraya gelmeme vesile olan sevgili Ethem Sak ile tanıştıktan sonra madem sürekli film izliyorum, film izlemeyi seviyorum, “Neden bunları paylaşmayayım?” diye düşündüm. Haftada dört, beş kez mutlaka film gecemiz olur ve bazı anlar ne izleyeceğimizi şaşırırız. O halde fikirlerimizi paylaşalım ki insanlar neyi izleyeceğini, neyi izlemeye değmeyeceğini bilsin. Şahsen ben de burada filmler hakkında pek çok fikir sahibi oluyorum. Amma içimi döktüm bu kadar yeter sanırım. :)
Derin Kıvaner
Derin Kıvaner 21 Ocak 1989′da İstanbul’da doğdu. İlkokulu İstanbul’da tamamladıktan sonra, Houston Texas’da ortaokul ve liseyi okuduğu yıllarda sanatın pek çok dalında kendini geliştirme fırsatı buldu. Yaratıcı Yazma, Şan, Tiyatro, Dans ve Resim eğitimi aldı ve Houston’da iki müzikalde oynadı. Lise son sınıfta İstanbul’a dönerek liseyi Kabataş Erkek Lisesi’nde tamamladı ve ilk senaryosu “Ayten’i Hiç Ayıplamadım”ı yazdı. Liseden sonra Bahçeşehir Üniversitesi’nde Sinema-TV bölmünde burslu olarak okumaya başladı ve Payam Koryak’dan Şan dersleri almaya başladı. Okulun tiyatro kulübüne katılarak birincilik ödülü alan “Buzlar Çözülmeden” müzikalinde ve “Ağır Roman” oyununda oynadı. Öykü, ve senaryo yazmanın yanısıra; Oyunculuk, Şan, Caz, Dans, Piyano, Resim derslerine devam etti.
Ödüller
- Ocak, 2009′da “Esas Oğlan Esas Kızla Tanışır” senaryosu ile TÜRSAK’ın Geleceğin Sineması yarışmasında proje destek ödülü kazandı.
- 2009′da “Nympha” adlı kısa filmi ile 7.Metro Group Kısa Film Yarışmasında 2.cilik ödülü aldı.
- 2009 “Esas oğlan Esas kızla Tanışır” kısa filmi ile 2.Koç Üniversitesi film festivali Finalist.
- 2010′da “Aziz Dede” Belgeseli ile Rotaract 3.Kısa Film Yarışmasında Jüri Özel ödülü aldı.
- 2010′da “Aziz Dede” Belgeseli ile 17.Adana Altın Koza Film Festivalinde finale kaldı.
- 2010′da “Beni Seviyorum” senaryosu ile Türsak’ın Geleceğin Sineması yarışmasında proje destek ödülü kazandı.
- 2010′da “Beni Seviyorum” ile Pekin Film Festivalinde finale kaldı.
- 2010′da “Beni Seviyorum” ve “Aziz Dede” Belgeseli ile Boston film festivalinde finale kaldı.
- 2010 “Aziz Dede” ile 22.İstanbul Uluslararası kısa film Festivali finalist.
- 2010 “Beni Seviyorum” Kısa filmi ile 8.Metro Group Kısa Film Yarışmasında Mansiyon ödülü aldı.
Filmografi
- 2008 “Oh How Can I Forget That Smile”
- 2009 “Esas Oğlan Esas Kızla Tanışır”
- 2009 “NYMPHA”
- 2010 “Aziz Dede”
- 2010 “Esas oğlan Esas Kıza Aşık Olur”
- 2010 “Beni Seviyorum”
- 2010 “Çakmak”
Unjustlucifer

1988 Ankara doğumluyum ama yaşadığım yer olarak bakarsak ”Antalyalı” olarak kabul ediliyorum. Çok sevdiğim ve büyük zevk aldığım; Bilkent Üniversitesi Grafik Tasarım bölümünde okumaktayım.
Grafik okumasam herhalde kendime bir dükkân açar ve korsan film satardım düşünce tarzımın bir yansıması olarak 2000′li yılların başında sinema merakı başladı. 2 milyona 2cdlik ilk filmimi aldığım zaman (o film 8MM idi) o günden sonra şu anki seviyeye (manyaklık) gelene kadar hiç uğraşmam gerekmedi.
Sinema salonlarına verilen paraya ve oraya gidip film sanki sadece orada izlendiği zaman bir değer kazandığı felsefesine tamamen karşıyım. Elbette bazı filmler vardır ki o zevki evde vermez, ancak o zaman bir tercih meselesi haline geliyor benim için. Bu duruma paralel olarak ta büyük bir (korsan) arşivimin olduğunu belirtirim.
Bununda kesmediğini anladığım zaman 2009 yılının sıcak bir temmuz gününde bir blog açmaya karar verdim. Normal tabii, o kadar fazla gerekli-gereksiz film izledikten sonra (en büyük zaafım belki de) bunları paylaşmam gerektiğinin farkına vardım. Zamanla geçtikçe sadece kendi yazdıklarımı okumaktan bıktığım (ve bıktırdığım) zaman bir kaç yazar arkadaşımı bu işe dâhil ederek gereken çeşitliliği sağlamaya çalıştık ve güzel sonuçlar aldık, büyüdük.
Yazmayı seviyorum, bunun sadece filmler konusunda kalmadığını da buradan belirteyim; izlediğim filmler hakkında derinlere bu sayede indiğimi düşünüyorum. Göremediğim ya da fark edemediğim şeyleri ancak bu şekilde fark ettiğime inanıyorum. Eğer bunu yapmasaydım, sanırsam bir film benim için hep ”film” olarak kalacaktı ve bu en felaketi olurdu sanırsam. Çok zor beğenen, ama beğendiği filmin arkasında duran bir seyirciyimdir.
Tüm bu gelişmelerin sonucu olarak Sivrisinema’da yazar durumuna gelmişken buldum kendimi. Artık ”yazma” dediğimiz olayın bir olgunlaşma süreci ve sürekli gelişen bir süreç olduğunu kavradıktan sonra buradan devam etmek en güzeli olacaktır.
Deniz Mat
Yazı yazmak benim esas konuşma biçimim. Araya “ıı”lar, “-ee”ler girmeden, aklımdan geçeni en uygun biçimde aktarabildiğim tek köprü yazı. Sinemaysa önce kendimi unuttuğum sonra daha derinlemesine bulduğum tek yer. Benim için sinemayla ilgili bir iki satır yazmak, kendimi yazıyla bulmak demek. Bu yüzden bu kadar önemli, biricik ve değerli.
Kendimden bahsetmem gerekirse, 25 yaşında, kendimi, amaçlarımı ve isteklerimi keşfetmeye çalışan birisiyim. Felsefeyi severim, film izlerim, insanları dinlerim. Bir gün “High Fidelity” gibi bir müzik ve aşk filmi yapabilmek isterim. Charlie Kaufman ile muhabbet etmek, M.Night Shyamalan’a “artık çekme!” demek, Lars Von Trier ile öylece oturmak isterim. Howl’un yürüyen şatosunda yaşayıp, Totoro ile dağ tepe gezmeyi de isteyebilirim. Miyazaki animelerini, anlaşılacağı üzere, çok severim.
Sivrisinema’ta yeni katıldım, umarım uzun soluklu bir macera yaşarız.
Herkese iyi seyirler..
Fatih Yürür
Soğuk mu soğuk bir 15 Şubat gecesinin 16 Şubat sabahına armağanıdır Fatih YÜRÜR…
En makul tabir ile “küçük” yaşlardan beri sinemaya ve edebiyata büyük bir açlıkla sarılmıştır. Lise yıllarında kısa hikayeler ile başlayan yazma tutkusu daha sonrasında pek çok dergi, e-dergi ve fanzinde yayınlanan işlerle birlikte daha da büyüyerek gerçek bir gereklilik halini almıştır.
Liseyi bitirdikten sonra Kocaeli Üniversitesi – Görsel İletişim Tasarımı bölümünü kazandığında ise, yazma kutucuğunun yanına bir de “tasarımı” eklemiştir.
Oyunlideri bünyesinde inceleme editörlüğü ile yazarlık konusunda ciddi bir adım atan bu vatandaş, daha sonra Uzunmetraj kadrosunda yer almış ve sinema hakkındaki gevelemeleri ile başka insanların da başını ağrıtmaya başlamıştır. Daha sonrasında ise Mikserdeki Beyin dergisi için Sinesafari kısmını hazırlamıştır. Çeşitli sinema siteleri, e-dergiler ve fanzinlerde halihazırda yazmakla birlikte çok sevdiği çizgi roman kulvarında da çalışmalarını sürdürmektedir. Gölge Dergi için tasarladığı “Rüyadam”, Öteki Sinema için tasarladığı iflah olmaz ukala film eleştirmeni “Cinebay” ve Korku Sitesi için tasarlamış olduğu “Kukla” bunlardan bazılarıdır. Bunun dışında Kuralsız adında bağımsız bir hikayesi ve Kaosa adlı bir başka çizgi roman projesinin çalışmaları da devam etmektedir.
Bu şahıs sinema alanını da boş bırakmamaktadır. Halihazırda kısa öyküler ve kısa film senaryoları kaleme almakta ve belli başlı öğrenci filmlerini kurgulamaktadır. Animasyon alanında deneysel çalışmaları bulunan bu yazar kişisi, son olarak Rüyadam’ın animasyonu için kolları sıvamıştır.
Tırtıl gibi, orada burada keşfedilmeyi bekleyen filmleri ve müzisyenleri eşeleyip bulmaktan keyif alan bu garip şahsiyet; serbest grafik tasarımcı olarak çalışmakla birlikte amatör olarak da fotoğrafla ilgilenmektedir. Komplo teorilerine ve post apokaliptik içeriklere bayılır. Kız arkadaşı ile birlikte kurduğu makyaj atölyesinde, kendilerini geliştirmektedirler. Karikatür ile de amatör seviyede ilgilenen bu kimse, yine kız arkadaşı ile ortak çalışmalarının yer aldığı “Mizah ve Tasarım” sergisini açmıştır.
Sonuç olarak Fatih YÜRÜR, toz şeker gibi dağılmış bir yaratık olmakla birlikte, uzuvlarının temas ettiği bütün bu dallardan büyük bir keyif almakta, bu işleri yapmaktan mutluluk duymaktadır…
Haaa… Bir de unutmadan… Bütün sivrisinema takipçilerini de yürekten selamlamakta… yok yok yürekten kucaklamaktadır…
MikU
Kalemimde İKBÂL’imi bulduğum günden beri yazarım, kendime/kendimce..
Ve o gün bugündür korkar oldum İKBÂL’ime?
Düşünüyorum o halde varım klişesinin yokluğa indirdiği ağır darbeyle; yazdığım kadar VAR’ım diyen kekeme bir kalemim, titrek bir kalbim, VAR..
VAR’lık ile YOK’luk arasına sıkışmış ARAF’ça ifade edişlerim..
ANKA kuşu misali KAF dağına ürkekçe kanat çırpışlarım, VAR..
Ateşin yüreğimi ısıttığı günden beridir nevrozca yanışlarım..
Nefesini kaleminden alan, kalemine takılan kelimelerde hece?sel boğuluşlarım, VAR..
Ve şimdi VAR’lığımı paylaşmaya geldim, SİVRİ’ce..
Yazmayı yazarlığı bir anne içgüdüsü ile taşırım. Rahmime atılan düşünce ve duygu tohumlarıyla yazılarımı doğururum sancılı bir süreç sonunda. Hepsi benim evlatlarımdır ve kelimelerdir benim yaramaz çocuklarım. Kendimce yazmaktan çok şey anlarım çok şeyi yaşarım. Sivri platformu altında da hayata dair çırpınışlarımı SİNEMA sanatıyla özdeşleştirerek 7. Pencereden aktarmaya çalışırım.
Benimkisi bir haykırış, üç beş çay sohbeti, bir iki dost kelamı, ve SAKİ’nin doldurduğu kadehten yudumlanan muhabbet ŞARABI’dır.
Kadehim kalemimdir, şarabım harflerim.. İçmek arzusuyla dokunan her gözü sarhoş ederim. Ki yüreğe dokunan bir cümlenin SARHOŞ’luğu, bir şişe şarabın sarhoşluğundan kat be kat çarpıcıdır, bilirim. Ve derim; Sarhoşam dilim dolanır aman aman..
Gözlerinde ki kadehi sözlerimdeki kadere tokuşturmak isteyenler ve biraz hayatın içsel ve mecaz yönünü sevenler için gelsin tüm YAZILARIM?
MUHABBETLE?
Banu Gürbüz
İstanbul Üniversitesi eğitim fakültesi yüksek lisans öğrencisiyim. Lisans eğitimini tamamladıktan sonra kısa bir süre tıbbi satış mümessilliği yaptım.
Fakat strese daha fazla dayanamayıp koşar adımlarla okul hayatıma ve lisans yıllarında başladığım özel ders öğretmenliğine geri döndüm.
Bir yıldır amatör olarak dansla ilgileniyorum. Bir de şans eseri babamın analog makinesiyle başladığım, o gün bugündür öğrenmeye çalıştığım fotoğraf var hayatımda. Dijitale geçmiş olsam da fırsat buldukça eski makinemle fotoğraf çekmekten de film yakmaktan da vazgeçemedim.
Mezunları tarafından oluşturulan pertevniyal.biz’in ‘Tanıdık Sesler’ köşesinde bu aralar biraz günlüğe dönüşse de fotoğraf bahanesiyle gidip gördüğüm yerleri ve İstanbul’u anlatan yazılar yazıyorum.
Günün her saati evde, sinemada film izlemek herşeyden uzaklaşmak için yapılabilecek en keyifli aktivite benim için. Bu kadar film izlerken yazmayı da severken ben de bir şeyler karalamak, yazdıklarımı da paylaşmak istedim.
Beni de aralarına aldıkları için Sivrisinema ekibine çok çok teşekkürler. Umarım uzun yıllar beraberliğimiz devam eder.
SuperFrooog
1991- Üsküdar, Zeynep-Kamil Hastanesi’nde doğdu.
1992 –Yürümeyi ve Konuşmayı öğrendi.
1997 – Faik Reşit Unat İlk Okulu’na gitti. Okul numarası “1173” idi.
Hayır. Hayır!
Bu çok klişe…
Şöyle olmalı;
İnsan!
Doksan birden bu yana dünyada yaşıyor.
Küçükken hayvanlara olan özel ilgisini keşfetti. Hala 7 yıl önce aldığı dört Singapur Kaplumbağasını besliyor. İsimlerini çocukken çok sevdiği Ninja Kaplumbağalar filminden etkilenerek Leonardo, Raphael, Michelangelo ve Donatello koydu. Fakat onlara Uzakdoğu sanatlarını öğretebilmiş değil.
Büyüdüğünde ise sinemaya olan tutkusunu keşfetti. Çok sevdiği bu alan ile ilgili kendince bir şeyler yapmaya çalıştı. Kısa film çekti, senaryolar yazdı ve şimdilerde ise kendi online sinema dergisi olan Sinopsis e-Dergi’yi hazırlıyor. En büyük hobisinin “Film İzlemek” olduğunu söylemeye gerek yok herhalde. Bir günde 7 film izleyerek bu alanda bir rekora imza atmışlığı da vardır. (Sonraları kendi rekorunu kırmayı denemişse de başaramamıştır.)
Yaşamına yön veren yazar Albert Camus’tur ve onun bir sözünü asla unutmaz;
“Doğru, ışık gibi kör eder. Yalansa, tersine her nesneyi değerlendiren güzel bir alacakaranlıktır.”
Ayrıca Seri Katillere karşıda özel bir ilgisi vardır. Onlarla ile ilgili birçok araştırma kitabı ve roman okumuş; neredeyse çekilmiş bütün seri katil filmlerini izlemiştir. Favori seri katil filmi tabi ki se7en’dır.
Dinlemekten asla bıkmadığı üç şarkı vardır; Judas Priest–Angel, Anathema–Angelica, Dream Theater–Space-dye Vest.
Şimdilerde ise Mühendislik Diplomasını alabilmek için özel bir çaba sarf ediyor. Sonrasında ne yapacağını bilmiyor ama büyük ihtimalle çerçeveletip duvarına asacak…
Arayanlar Göztepe’de buluyor onu.
O ise sürekli okuyor, sürekli yazıyor ve sürekli film izliyor…
Fatih Alper Özen
Ne olduğunu tam hatırlayamadığım bir şekilde bir anda tam bir film izleme canavarına dönüştüm. Önceleri İngiliz filmleri ile başladım, ardından Uzakdoğu ve İskandinav sinemasını hatim etmeye başladım. İnternetin yaygınlaşması ve DVD furyasının çoşması sonucu sinema sanatının en önemli filmlerinin peşine düştüm. Son 2 senedir günde ortalama 1 film izlemeye çalışıyorum. Son aylarda izlediklerimi yazmaya ve bundan çok keyif almaya başladım. Mesleğim grafik-tasarım, bir müddet editörlük de yaptım. İşletme ve tekstil bitirdim esasen. Futbol ve müzik ise sinemadan sonra gelen tutkularım.
Sinema(yada yönetmenler) benim için 3′e ayrılıyor. Varoluşcular, sosyal sinemacılar ve hayalperestler. Hepsinin tadı ayrı.
Burada güzel bir birikim ve paylaşımla bir çok filmi keşfetmek ve keşfettirmek istiyorum. 7. Sanat bizi bekliyor. İyi seyirler hepimize.
TKT
Anılarımı canlandırıp ilk izlediğim ve etkisinde olduğum filmleri düşünmeye çalıştım.Aklıma ilk gelen Aslan Kral oldu.Sonra Street Fighter filmine gittiğim ve altyazıları okuyamayacak yaşta olmam nedeniyle sadece oracıkta uyuduğum günü hatırladım.Bu filmlerin ortak özelliği 1994 yılı yani ben daha 3 yaşındayken gösterimde olmaları.Yani benim için 3 yaş sinemayla tanıştığım ve sevmeyebaşladığım ilk zamanlardı.
Doğuş Üniversitesi’ne gidiyorum.Olabilecek en zor bölümlerden biri olan Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği okuyorum.Bu bölüm tembelliği affetmiyor bu yüzden dersler süresince film eleştirisi girişiminde bile bulanamıyorum.Zevk için yazı yazarken zaten bu pek önemli değil.
Bu zamana kadar izlemediğim ve gerçekten ne anlattığını anlamadığım bir çok film olduğunu gördüm.Kendime bu kadar izlenmeye değer filmleri nasıl hiç duymamışım diye daha fazla sormamak için biraz şu film dünyasına göz atayım dedim.Artık film izlerken öylesine değil de daha farklı bakıyorum..Nede olsa Sivrisinema’da yazıyorum.
Leithycat
Eğlenceli vakit geçirmek için izlediğim filmleri, eğlenceli vakit geçirmeleri için arkadaşlarıma tavsiye etmeye başladığımda başladı filmlerle ilgili yazı yazma maratonum. Kurduğum cümleler bazen uzun, bazen daldan dalaymış gibi dursa da içimden geçenleri yazmayı seviyorum. Teknik bir bakış açısından çok, bu film beni mutlu etti mi, eğlenceli vakit geçirdim mi gibi kıstaslarım var.
Uzun lafın kısası film izlemeyi sevdiğim için filmler hakkında yazıyorum. İçimden geldiği gibi de cümle kuruyorum :)



Sürücü (Drive)
Jack And Jill
My Week With Marilyn
Karanlıklar ülkesi 4: …
Berlin Kaplanı
Açlık Oyunu / The Hung…
Çok Gürültülü ve Çok Y…
Pamuk Prenses’in…
Siyahlı Kadın
Mevsim Çiçek Açtı
Sinema Haber
BatesMotelPro’da…
2. Uluslararası Engels…
Yenilmezler (The Aveng…
Beyazperdenin Yeni Sah…
Yoruldum Patron
KISA’CA..
“PERDE”yle…
“Saklı PerdeR…
Kalp Hırsızı