Sinemanın Genleri “Kaos’a Kanat Çırpan Kelebek”

01 Mayıs 2013

Aynanın karşısına aldım yüzümü. Anlamlı birer cümle olmaya hazırlanırken gözlerim, kırpışan kirpiklerim değil, soru işaretleriydi…
Çok soru vardı sorulması gereken. Kapadım gözlerimi ve düşüverdi kirpiklerimden bir tanesi avucuma. Ve şimdi avucumda bir soru işareti.
Yüzüm aynada emanet, tebessüme zorlar gibi bu emaneti, soruverdim; ayna ayna söyle bana… Bu gördüğüm BEN, bir gün önceki karşılaşmamızda gördüğüm BEN midir? Ya da bir saat öncesinde.. Hatta bir dakka öncesi.. hatta bir saniye.. bir salise.. zaman geçiyor…


Kelebeğin meşhur teorisini duymayanınız kaldı mı bilmiyorum. Hani şu bir kanat çırpışıyla fırtınalar koparan küçük, sevimli ve rengarenk kelebeğimiz. Bu teoriyi duymamışsanız bile; KELEBEK ETKİSİ adı altında, bu teorinin bir yansıması, beyazperdedeki bir izdüşümü sayılabilecek KELEBEK ETKİSİ adlı filmi izlemişsinizdir. Zira sinema sahasında göz koşturan herkesin sıkça rastlayabileceği popüler filmlerden bir tanesidir. Yine de hadi diyelim ki ne filmden haberiniz var ne teoriden, o zaman şunu söylememe izin verin: burada ne işiniz var?  Bir kültür standardı olabilecek sinema sitesindesiniz ve hem bilimden hem kültürden bîhabersiniz. İşin esprisi bir yana hadi yine de diyelim gerçekten bîhabersiniz, birine bakıp çıkacağım mantığıyla ya da tesadüfen buradasınız. En yalın haliyle ve en yaygın kullanım şekliyle bu kuramı sizin için ifade edelim: "Çin'de kanat çırpan bir kelebek ABD'de bir fırtınaya neden olabilir". Evet teorinin en basit formülize edilmiş sözel ifadesi budur.


Kelebek Etkisi adı altında kuramsallaşan bu görüşün; aslında daha geniş çaplı, bir varoluş açıklaması da olan KAOS KURAMI’NIN bir parçası olduğu bilinmelidir. Korkmayın şimdi bir de KAOS KURAMI’NI açıklayacak değilim. Ama bir iki cümle ile ifade etmekte yarar görüyorum zira yazımın anlam bütünlüğünü sağlamam gerek. KAOS KURAMI’NIN temel esprisi ise; her düzenin ardında bir kaosun var olduğu gerçeğine dayanır. Tabi benim anladığım kadarıyla. Yani düzeni oluşturan temel bileşimlere, diğer anlamda arka planına mercek tuttuğumuzda karşımıza çok kompleks bir yapının çıktığını görürüz. Bununla ilgili bilim diyarında verilen en çarpıcı örneklerden biri; sigara dumanının bir odada almış olduğu şekildir? Yani içenlerimiz de, içmeyip de görenlerimiz de, görmeyip de duyanlarımız için bir şey diyemeyeceğim, iyi bilirler, içilen bir sigaranın dumanı kapalı bir mekanda belli bir şekle bürünür. İşte o dumanın o garip şekilleri oluşturmasının arkasında yatan binlerce değişkenin olduğundan bahsedilir. Örneğin; odadaki hava akımı… Odanın sıcaklık seviyesi gibi birçok etkenin var olduğu ve o şeklin oluşmasını sağlayan oranların çok hassas olduğu söylenir ki, en ufak bir oran değişikliğinde dumanın şeklinin de değişeceği... Aslında aynı durum insanı oluşturan temel bileşenler yani genler için de söz konusu ama bu noktaya biraz sonra değineceğiz.


Tüm bu açıklamalar; Kelebek Etkisi, Kaos Kuramı, Kelebek Etkisi filmi ve bunun yanında bu bağlamda var olan benim fark etmeyip de, sizin dikkatinizi çeken yayınlar ki Benjamin Button’un Tuhaf Hikayesi filminde yer alan KADER’e vurgu yapan kaza sahnesi, bunun yanında Heroes adlı dizide geçmişe gitme gücüyle, geleceği değiştirmeye çalışan sempatik çekik gözlü kahramanımızın bu anlamda çekilmiş bölümleri, yine bu yazımızın anlaşılmasında size ışık tutacaktır.


Şimdi gelelim asıl meselemize, tüm bu kuramlar, teoriler ve filmlerle ne anlatmak istiyorum, açıkçası ben de çok bilmemekle beraber, bağlayacak bir yer bulabilmenin ümidiyle yazıyorum bakalım, hayırlısı. Yine şaka bir yana vurgulamak ve altını çizmek istediğim asıl görüşüm, bir sigara dumanına şekil veren temel etmenler bile onlarca değişken yapının ürünüyken, ortaya çıkan bir filmin arka planında o filmi oluşturan on binlerce değişkenin olduğunu görebilmektir. Ve burada Sinema Sanatının belli bir noktadan sonra kendini tekrarlama gibi bir problemle karşılaşabilmesinin muhtemelliği üzerine kendimce bir takım görüşler beyan etmektir.


Öncelikle şu belirtilmelidir ki; kameraya dokunan her bireyin parmak izi; o kameraya yansıyan görüntüleri özel kılar, kendine özgü kılar. Yine aynı şekilde senaryo yazımında klavyenin tuşlarına ve kaleme dokunan her parmak izi, o hikayeyi o senaryoyu özel ve kendine özgü kılar. Bir daha tekrarı asla olmayacağı gerçeğini ortaya çıkarır. Biz zannederiz ki Allah bizim parmak izlerimizi ayrı ayrı kişiye özel yaratmıştır. Evet ama bana göre bu ayrılık ve farklılık somut anlamdaki parmak izinin yanında; o parmağın dokunduğu maddi manevi her alanı kapsamaktadır. Yani parmak izlerimiz bize özeldir ve o parmakları oluşturan ellerimiz ve o ellerimizden çıkan her ürün bize özeldir. Hikmetle söylenmiş bir söz ki; aynı ırmakta iki kez yıkanılmaz… Binlerce yıl önce aynı gerçeğe parmak basan bu filozof; zamana da göz kırparak varlığı oluşturan milyonlarca değişkenin aynı şartlar altında tıpatıp aynı şekle bürünemeyeceğini de ifade etmiştir.


Mesela, aile içi şiddetin yansıtıldığı çok başarılı olmuş bir filmde, yönetmenin bu başarıyı sağlamasında çok farklı değişkenlerin var olduğunu müşahede edebiliriz. Babasından çocukken yemiş olduğu bir tokat, onda kelebek etkisi yaratmış olabilir. Yine aynı şekilde babasının annesine uyguladığı şiddet… Şu unutulmamalıdır ki bugünkü var olan benliğimiz, geçmişte yaşadığımız her saniyenin, her anın ve her olayın ortaya sunmuş olduğu bir üründür. Ve bugüne kadar yaşadığınız saniyeleri, anları ve olayları varın siz hesap edin, ve siz de bir kelebek misali bu kaosa bir kanat çırpın bakalım.


Yine bu noktada gen bilimine salça olmazsak gen(d)imize ihanet etmiş oluruz. Gen, insanı oluşturan, bugün var olan şeklimiz şemailimizi belirleyen en küçük yapı değerleri ve bilimsel ifadesi ile şifreleridir. İnsan belki de yaratılmışların içinde en muazzam ve en karmaşık yapıya sahip varlıktır. Her insanın burnunu, kaşını, gözünü hatta parmak izine kadar her ayrıntısını bu genler belirler. Ve ne tuhaftır ki milyonlarca üretimi yapılan bu insanoğlunun her biri kendine has bir bakışa sahiptir. Her şeyiyle birbirinin aynısı olan iki insan yan yana getirmek imkânsızdır. İşte bu farklılığı sağlayan, bu düzenin arkasındaki kaostur. Yani karmaşa. Binlerce değişken. Yine bir insanda gen sayısının ki hatta yapılarının dahi aynı olduğu söylenir, değişkenliği sağlayan ise o binlerce genin sıralaması. Şimdi bu noktada bütünsel olarak düşündüğümüzde kelebek etkisi, kaos kuramı ile insanı oluşturan genler arasında açıklayıcı bir bağlantının var olduğunu görebiliriz.


Peki sadece gen dediğimiz yapı insanda mı mevcuttur? Bilimi bilmem fakat bilimin hala açıklamada aciz kaldığı bir İnsan olan ben derim ki; gen dediğimiz yapı varlığı oluşturan her zerrede mevcuttur. Belki ismen farklı kelimelerle ifade ediliyordur, orasını bilemem. İşte bu noktada Sinemanın da genleri olduğu vurgusunu yapmak istiyorum. Aynı şekilde ortaya konan her filmin kendine özgü bir gene sahip olduğunu, o filmi oluşturan binlerce değişkenin var olduğunu, bu sebeple sinemanın özünde hiçbir zaman kendini tekrar etme gibi bir problemle karşılaşmayacağını, var olan benzerlik ve taklidin yaradılışın temel kanunlarından olduğunu ifade etmeliyim. Ne zaman ki insanlar tıpatıp aynı doğar, aynı şartlarda büyür, aynı değerlerin oluşturduğu saatleri ve olayları yaşar, parmak izleri dahi aynı olur, işte o zaman aynı film çıkar.


Ayrıntısal ve mantıksal olarak bu doğru fakat insani olarak bu derece ayrıntılı görebilmemiz mümkün değil, yani ortaya çıkan filmlerin zamanla kendini tekrar etmesi, monotonlaşması, birbirine benzemesi sorunu bu şekilde çözülmesi ve açıklanması doğru değil, diyenler, karşı görüş belirtecek olanlar olabilir. Ben de derim ki; eğer böyle bir problem çıkmış yahut çıkarsa bu sinemanın kendini tekrar etmesi değil, insanlığın artık kendini tekrar ediyor olmasıdır, bu sinemanın tıkanması değil, bizzat insanlığın tıkanmış olduğunun göstergesidir.


Konu uzun, karmaşık, fakat vurgulamak istediğim temel düşüncelerin az çok oturduğunu düşünüyorum. Sinemanın Genlerine dair ileriki zamanlarda yine bazı yazılar kaleme alabiliriz.
Şimdi bazılarınız bu yazıya burun kıvıracak ya, ahh ahh bir bilseler bu kelimeler, bu düşünceler bu cümleler bir araya gelip bir makale olabilmesi için ardında ne kaoslar yaşandı, odamın hava akımından, karnımın açlık derecesi, oturduğum koltuğun rahatlığından, küçükken çöp kovasından fırlayıp da yüzümü tırmalayan kedinin tırnaklarına kadar... Akıl almaz… Milyonlarca değişkenin oluşturduğu bir bütünüz, sakın ola kendinizi hafife almayın ;) Muhabbetiniz, Sevginiz daim olsun…


FRAGMAN


VARLIĞIN FİNALİNDE BİR YETİM


"Her şeyini paylaşıyor, dağıtıyor. Tebessümünü kimseden esirgemiyor. Ne var ki fikirleri tehlikeli!"
[The Message, Çağrı Filminden]


Varlık denen filmde sona yaklaşılmıştı. Sonlar yaşanıyordu. Bilinmezliğin Son Elçisi ve SIR’rın son kadim damlası yürekleri ıslatacaktı. Belki de ısıtacak hatta yakacaktı. O’nun YOK’luğunda VAR’lık için hep bir şeyler eksik kalıyordu. Boynunu büküyordu, tıpkı kendi yetimliği gibi o da yetim bırakıyordu can bulanları, cana bulananları. Neyse ki VARLIK filminin final sahnesi için çekimler hazırdı ve 40 yaşında İqra dedi ve titredi her zerresi.
Titredi insanlık.
Titredi kainat.
OKU’du Varlığı.
OKU’du insanı..
OKU’du evreni.
YARATAN RABBİNİN ADIYLA…


Yönetmen Koltuğunda şöyle bir doğruldu. Ve artık tamam dedi, Cebrail hiç bu kadar huzurla tebessüm etmemişti ve yükledi omzuna iqra’yı. Tuttu HİRA’nın yolunu…


Mustafa AKKAD’ın ÇAĞRI’sına kulak veren MikU, kaleminin rengiyle, elleri titreye titreye, yüreği yetmese de; O’na dokunmaya çalıştı. PEK YAKINDA…

Üye Yorumları

mumin_bal mumin_bal Üye 14.07.2011

Nazan BEKİROĞLU ile ne alakası var şimdi, anlamış değilim. Yazılara devam güzel gidiyor....

MikU MikU Yazar 28.06.2011

Tşkler Bahattin, senin gibi iyi bir okuyucu'dan takdir almak beni ayrıca mutlu etti :) Nazan Bekiroğlu'nun bahsettiğin kitabı elimde ama henüz jelatininden sıyrılmamış halde duruyor. Bu yaza inşallah senin tavsiye etmiş olmanı da göz önünde bulundurarak özel bir ilgi ile okuyacağım ;)

bahattin-karci bahattin-karci Üye 25.06.2011

Miku ellerine sağlık, diğer yazıların gibi bu da güzeldi devamını bekliyorum. Bu arada Nazan Bekiroğlu'nu okumamana üzüldüm:( La sonsuzluk hecesi'yle okumaya başlayabilirsin tavsiyemdir. Acizane tabi:)

MikU MikU Yazar 20.05.2011

Nazan BEKİROĞLU adlı yazarı ismen bilsemde, ne bir kitabını okumuşluğum var ne de bir makalesini. O yüzden burada sanki intihal yapılmış gibi ya da özellikle birini taklit etmeye çalışıyormuşum gibi yapılan iddialar çok ciddi olmakla beraber, tamamen gerçek dışıdır. Bu iddiaları dile getiren arkadaşımın gerçekten psikolojik desteğe ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Ayrıca takma bir isim ve takma adreslerle burada olması onun her istediğini kafasına göre, ölçüp biçmeden ve tartmadan dile getirme hakkını ona tanımıyor. Maskenin ardında ki artık yavaş yavaş seçebiliyorum bu yüzden iddialarını bundan böyle ölçerek ve biçerek yapmanı tavsiye ediyorum.. Ben kendime göre her zaman özgün yazdığımı düşünüyorum, çünkü içimden geldiği gibi yazıyorum, makalemde de ifade ettiğim gibi, parmak izimden çıkan her kelime benim izimi taşıyor ve bana özgüdür...

evrim_ates evrim_ates Üye 20.05.2011

Fragmandan neyin kastedildiğini anlayabiliyoruz klavuzluğa gerek yok.Bir başlık ve bir resim altında toplanmış bir yazı bu.Bu açıdan düşünürsen sanırım bana hak verirsin.Ayrıca fragmandaki üslup tamamen nazan bekiroğlu adlı yazarın tarzıdır.Ne bileyim buradakileri kültürsüz avam olarak mı görüyorlar anlamadım ki.Başka yerde özgünlükten bahseden kültür yumağımız burada ters hareket etmiş.(birilerine sataşmak,laf atmak haddim değildir.Sadece doğru bildiğimi doğru yerlerde(ki burası bunun için bulunmaz bir yer) söylemektir benim gayem.) Saygılarımla...

emre emre Üye 18.05.2011

frgman dan kasıt, bir sonraki yazıdır. lütfen dikkat edelim, anlamadan itham etmeyelim

evrim_ates evrim_ates Üye 18.05.2011

filmin afişi ile fragmanın uyumu harika olmuş!

bilgili bilgili Üye 17.05.2011

sivrisinemada gördüğüm en güzel işlerden birisi şu an yaptığınız. kritik yazılarınızla sizi tanıdıktan sonra makale konusunda da hatrı sayılır ve şahsen tatmin olduğum yazılarınızı zefkle okuyorum. bir kelebeğin minicik çırpınışlarının kocaman bir kaosa kanat açması... afedersiniz, özetleyemeyecek kadar güzeldi. bence şunu yapmalıyım; ellerinize sağlık, umarım devam yazınızı da aynı keyifle okuyacağım. fragman ilgimi çekti. tebrikler...

MikU MikU Yazar 17.05.2011

Kimi insanları bi türlü çözemezsin ve içinden dersin; Sen nasıl bir KAOS'un ürünüsün diye ve gerçekten merak edersin... Bazı kelebeklerin kanatları da ağır olurmuş, bir çırptı mı, içinde kelebekler uçuşurmuş.. Kelebeklerle iyi geçinmeliyiz bence onlarda sonuçta tırtılken "evrim" geçirir ve kelebek olur :)) (acınasısın bende kabul ediyorum :) * * * Sevilay, gözlerine layık olabildiği kadar ellerine sağlık olabilir.. O yüzden dilerim ki inşallah gözlerine layıktır ve benim sağlıklı olur ellerim :))

SevilayAYDIN SevilayAYDIN Üye 17.05.2011

Yine keyifle okudum, yine düşündürdün.Ellerine sağlık MikU... ;)

evrim_ates evrim_ates Üye 17.05.2011

Taze bir yazı,okunamayacak kadar uzun,özet geçtim denebilir.Eski yazıların tekrarı ve gene tekrarı...(acımasızım kabul ettim)