AKKAD’ın Çağrı'sı “Varlığın Finalinde Bir Yetim”

01 Mayıs 2013

[Kelimelerin efsununa sığınarak; Evvela O’na dair birkaç söz ile…] … Beş Yedi Bir ve kayıt… … Start verildi. Başla denildi. Son defa, AŞK ile. “BİR” dahi. … BİR’i hariç her şey doğarak [yaratılışla] başlar, doğumla başlar. Tıpkı varlığımız gibi, tıpkı bizler gibi. Ana rahminde filizlenen bedenimiz… Ve Hipokrat yeminli bir şaplak sonucu gelen ağlamalarımız gibi. Doğarız, her şey doğar, Doğmamış ve Doğrulmamışın emriyle. Güneş gibi ve de güneş mesela! Koca gözünü açar ve doğar doğduğu topraklara doğu ismini bırakarak. … Ve 571, Unutulmuş zihinler, ölü ve diri bedenler, sonsuz evrende salınan her zerre, toprağın altındakiler/üstündekiler, maddeten ve manen var olan tüm mahlukat, bu doğumu bekledi farkında olsa da olmasa da. Daha doğarken yetim’di. Bu yüzden yetim kaldı ondan sonra doğan tüm yürekler. Varlığın en mükemmel rolüne hazırlanıyordu, her sebep, her atılan adım onu Hira’ya sürüklüyordu. Çünkü Hira’da anlam bulacaktı, Yaratalışa dair sırlar, varoluşa dair anlamlar. Hira bir mağaraydı, hira bir mağaranın adıydı belki ve de [Hz]Muhammmed’in vicdanıydı Hira, cehaleti sorguluyordu, haksızlığı, çirkinliği, zulmü sorguluyan bir vicdandı Hira. Kalbiydi belki de [Hz]Muhammed’in; sevgiyi, sevmeyi ve de AŞK’ı duyumsadığı kaynayan bir kalbin yansımasıydı zira. Hayata dair en büyük ünlem[!] di, ve de konulması gereken en büyük soru işareti[?] … Varlık denen filmde sona yaklaşılmıştı. Sonlar yaşanıyordu. Bilinmezliğin Son Elçisi ve SIR’rın son kadim damlası yürekleri ıslatacaktı. Belki de ısıtacak hatta yakacaktı. O’nun YOK’luğunda VAR’lık için hep bir şeyler eksik kalıyordu. Boynunu büküyordu, tıpkı kendi yetimliği gibi o da yetim bırakıyordu can bulanları, cana bulananları. Neyse ki VARLIK filminin final sahnesi için çekimler hazırdı ve 40 yaşında İqra dedi ve titredi her zerresi. Titredi insanlık. Titredi kainat. OKU’du Varlığı. OKU’du insanı.. OKU’du evreni. YARATAN RABBİNİN ADIYLA… Yönetmen Koltuğunda şöyle bir doğruldu. Ve artık tamam dedi, Cebrail hiç bu kadar huzurla tebessüm etmemişti ve yükledi omzuna iqra’yı. Tuttu HİRA’nın yolunu… … Bir nefeslik ve de bir seyirlik bu dünya sahnesine, bu oyun perdesine en çok yakışanın adıydı [Hz]Muhammed. Mücadelesi, mirası, insanca duruşu ve varoluşa dair bizlere sundukları ile. İnsanlık rolünün şüphesiz en çok hakkını verendi Muhammed. Ve varlık filminin başrol oyucusuydu. 63 yıllık hayatı boyunca bu dünya sahnesinde tüm insanlığa oyunculuk [insanlık] dersi verdi. … Ve Çağrı. O’nu anlattı. AKKAD imzalı… İslam peygamberi [Hz] Muhammed’in hayatını konu alan birçok filmden biri… Şüphesiz en yaygın ve en çok izlenmiş olanı. Ve sinema tarihinde sadece Müslümanlığın yaygın olduğu yörelerde değil belli bir niteliksel sinema kültürüne ulaşmış her bölgede adından söz ettiren bir yapım. Bunda elbetteki son peygamber olan ve batı kaynaklı bir çok araştırmada dünyanın gelmiş geçmiş en etkili insanı olduğu vurgusuna layık olan [Hz] Muhammed’in hayatını konu alıyor olmasının payı büyük. Fakat bunun yanında [Hz] Muhammed’in ortaya koyduğu yaşamı ve hayatı Sinemasal dille bu kadar kaliteli ve izlenebilir ortaya koyan Mustafa AKKAD’ın katkısını da göz ardı etmemek gerek. Sinema bir anlatım dilidir aslında. Ne anlattığınla beraber Sinemasal açıdan önemli olan nasıl anlattığındır. AKKAD’ın burada ki başarısı [Hz] Muhammed gibi merak edilen bir insanı, niteliksel ve evrensel bir sinema diliyle beyazperdeye aktarmış oluşudur. Benim kanaatim “ÇAĞRI” sadece bir müslümanın ya da dini duyguları ön planda olan kişilerin beğeneceği bir filmden ziyade, bunun yanında objektif bir sinema dili yakalamış her insanın başarılı bulacağı [muhtemel] bir filmdir. Elbette İslam dinine inanan ve onu yaşamaya çalışanlar için çok daha fazla anlama sahipken [neye inanıyor olursa olsun ki hatta inançsız olsun] her kesim için başarılı bir film olarak nitelendirilmeyi hak eden bir yapımdır Çağrı. Dini konular [sinemasal açıdan] işlendiğinde en çok dikkat çeken fakat işlenmesi en zor ve hassas konulardır. Yani doğrudan dini duygulara hitap eden yapımlar, genel itibariyle belli bir düşünceyi aşılamak yahut belli konularda ders vermek amacını ön planda tuttukları için kaliteli bir seyir zevki ve niteliksel bir sinema dili yakalamakta oldukça zorlanırlar. Bunun örneklerini bizzat sinema tarihimizde “Beyaz Sinema” ismiyle de kalıplaşmış sinema akımında görebiliriz. Fakat AKKAD’ın ÇAĞRI’sı bu “Beyaz Sinema” diye tabir ettiğimiz yapımların içinde düştüğü kısır döngüyü aşmış ve niteliksel olarak sağladığı başarı ile sinema tarihinde haklı bir övgü almıştır. Son olarak ÇAĞRI’nın başarısında çokça zikredilen bir iki faktörü de vurgulamakta fayda var. Birincisi; cismen kendini gösteren ve cismani olarak başrol sayılan, heybetiyle ve savaşçılığıyla ün salmış aynı zamanda [Hz] Muhammed’in amcası olan [Hz] Hamza’ya sinemasal olarak vücut veren Anthony Quinn oyunculuğu. Bu rol Müslümanlarca o derece benimsenmiştir ki şüphesiz [Hz] Hamza denince bir müslümanın zihninde canlanan Anthony Quinn’in simasıdır. Bunun yanında Fransız müzisyen Maurice Jarre’nin film için yapmış olduğu müzikler bir sinema filminde müziğin ne derece etkili olduğunu örnekler biçimdedir. Maurice Jarre’nin müzikleri bu filmi o derece tamamlamıştır ki, niteliksel bir sinema yapıtı olma yönünde bu filmin çok önemli bir ayağı olmuştur. Ki ne zaman kulağıma çalınsa bu müzikler, içi nota dolu bir kadeh canlanır gözümde, o cennet bahçelerinden. Bu kadehten dökülürcesine nüfuz eder tınısı yüreğime ve işler ruhuma. … Ve ezandı ÇAĞRI’nın bir başka dildeki anlamı. Ve bir Müslüman olan AKKAD bir inanan olarak çok önemli bir ÇAĞRI’ya imza atmıştı. Ve belki de ÇAĞRI, sinema dünyasında yükselen/yankılanan bir EZAN’dı. Eli kulağında AKKAD’ın. [Eli kamerasında] … Evet, Çağrı benim için çok özel bir yapımdı. O’nun adıyla başladı. O’nu anlattı. Belki O’nu cismen hiç göstermedi fakat Gönül gözü açık olanlar bizzat SEYR’etti O’nu. [S.A.V] … Mustafa AKKAD’ın ÇAĞRI’sına kulak veren MikU, kaleminin rengiyle, elleri titreye titreye, yüreği yetmese de; O’na dokunmaya çalıştı. Kusurumuz olmuş ise kalemimizin acizliğinden ve eksikliğindendir. Affola. Affoluna. …

Üye Yorumları

HAYAT HAYAT Üye 25.07.2011

Ellerine ve yüreğine sağlık.İzleyicisine iyi bir çağrı olmuş.

kermit kermit Üye 24.07.2011

Helal diyorum ellerin dert görmesin MİKU. Sağlam makale yazıların var ellerine sağlık.

mb mb Üye 24.07.2011

Unutulmayacak, hatta yazar arkadaşın da söylediği gibi bir Hz Hamza denildiğinde bile anımsanabilecek harika bir filmdi. Film anlatılır, geçilir. İçerisinde ne coşkular ne heyecanlar ve ne maneviyatlar saklıdır, "anlatılamaz" denilecek kadar duygusallardır. Bunları herkes görür ve hisseder fakat herkes yazamıyor. Bu yüzden de sizi tebrik ediyorum Miku. Başarılar dilerim. O duyguyu yeniden anımsattığın için de ayrıca teşekkürler.