Bu Bir Sinema Yazısı Değil, Bir Sinemacının Yazısı

01 Mayıs 2013

Ölüm bizi çaresizliğimizde mi yakalar? Hani en dirayetsiz olduğumuz vakit. Ona karşı koyamazken. Ama Seyfi Teoman doğum günün de düştü ölümün ağzına. Neydi o vakit bizi ona karşı kudretli kılacak olan? Doğum ritüelini bile hiçe saymaya başlamışken artık…

Sevgili Seyfi Teoman 35 yaşında iki filmli bir yönetmendi. 31. İstanbul Film Festivali’nde yapımcılığını üstlendiği “Tepenin Ardı” filmi en iyi film seçildiğinden bir gün sonra tamda doğum günün de geçirdiği trafik kazası sonucu yoğun bakımdaydı. Ancak 8 mayıs da tutunacak nefesi kalmadı. Seyfi huzuru seçti. Bize huzursuzluğu bırakarak! Bir büyük çaresizlikle tokalaştırdı bizi. Ölüm realitesi soğuk ve dikenlidir. Görürüz, duyarız, hissederiz ama dilimize kılıç iner. Söze düşerse üzerimizden bizi ezerek geçer korkusu ile susarız. Sükunete iltica edilir böyle zamanlarda. Acı görünür kılınmadıkça yoktur aslında. Birçoğumuz Seyfi’yi bilmeseydik şu an gövdemizin orta yerinde kocaman bir çukur ateşe durmazdı. Avucumuzun görünmeyen kısmındaki o gereksiz çiziği görmedikçe acımazda ama gördükten sonra üflemeye başlarız o incecik deri aşımını. Ya şimdi?

Üç haftadır üflüyorduk aklımızı. İyiye yer açıyorduk hep. Kötü fikirlere barınacak yer bile yoktu. Azcık kapıyı aralıklı gören de çarpıp geri dönüyordu. İçimizden kayalar yuvarlanıyor şimdi. Yine bizim üzerimize düşüyorlar. işte en çok ta böyle zamanlarda anlamsızlığa erişiyor insan. Bütün tahayyüller gereksizleşiyor… Düş kurmak insan usunun vazgeçilmezidir ancak en yakıcı hakikat yani ölüm her gün geçtiğimiz o caddede yanımızdan geçen bir komşu olduğunda her şey yerle bir oluyor. Ölüm tanıdıklaştıkça yaşam yabancılaşıyor. Ona dair biçtiğimiz yapılacaklar listesi bir anda minimalize oluyor, küçülüyor, azalıyor hatta silikleşiyor. Ölüm her dem yaka iğnesi gibi koynumuzda asılı duruyorsa, netice belliyse bu bitmek tükenmek bilmez yaşama derdimiz niye diye sormaktan alı koyamıyoruz kendimizi? Vanya Dayı da Sonya’nın dediği gibi; “Ne yapabiliriz? Yaşamak gerek! Yaşayacağız Vanya dayı. Bugün de, yaşlılığımızda da, dinlenmek bilmeden, başkaları için çalışıp didineceğiz.

Ecel saati gelip çatınca da uysalca öleceğiz ve orada, mezarın ötesinde, çok acı çektik, gözyaşı döktük, çok acı şeyler yaşadık diyeceğiz.” Çok eksildik bu yıl. Ama yine de yaşamak ve üretmek gerek. Çünkü kalanların antibiyotiği budur. Yoksa evlerimize çekilip, çay saatini beklerken düşünmeye başlarız. Düşündükçe acılarımız dallanır budaklanır.

Meral Okay’dan sonra bu acı bize bu yıl yeter demiştik. Çok vakit geçmeden Seyfi de düştü beyaz ışığın ardına. Kişisel iletişimimin bir “merhaba” dan fazlası olmayan bu adam için düzdüğüm methiyeler tamamen genel. Başarılı ve derdi olan bir yönetmene döktüğüm güzellemelerdir. Ayrıca “ölüm” herkesi, her şeyi eşitler en tanımadığına dahi garip bir yakınlıkla ağıt yakasın gelir. Bu ölümün kendi iradi hüznünün getirisidir. Her ölüm bir öncekinden daha ıstıraplı geliyor ve geçiyor yürüdüğümüz yollardan. Hep zihnimizin bir tarafında bize ve sevdiklerimize ayrıcalık tanır hissi genetik bir fikir gibi doğuştan bizimledir.

Ama o bir defa karşı konulmaz haşmetiyle başımıza geldiğinde kendi kurmaca yalanlarımızı yutmaya başlarız. Acıya acıya. Kanaya kanaya.

Seyfi Teoman bize çaresizliğimizi bugün bir kez daha duyurdu! Kanadı kırık kuş misali uçamadığımız diyarlara iç geçirerek sindik bir ağaç kovuğuna. Her ölüm erkense de 35 yaş hepsinden erken. Üstelikte bu kadar pragmatik bir film üretisiciyken bizi oluşumlarından alıkoymak. Bencilleşiyor muyuz ne? sen gittin. Peki ya biz? Biz bu gerçeği hayatımıza nasıl yaren ederiz? Ölüm sunaklarını parçalayıp, tanrıları öldürebilir miyiz? Ya da “ölüm” ü tüm terminolojiden hatta arkaik yazıtlardan çıkarsak. Beceremez miyiz her şeyi en başa almayı?

Güçsüzlüğümüz histerimizdir. Güçsüzleştikçe şizofren akıl kurtarıcımız oluyor. Ama sen yine de aldırma Seyfi…yağmur yine yağar, yine ekine durur topraklar, yine ıslak çimen kokusu siner burnumuza, yine açar güneş…hayat tüm doğal devinimine devam eder. Biz de içinde kaldığımız müddetçe ona ayak uydururuz hepsi bu. Yaşamanın dayanılmaz ağırlığı işte bu! Her ölüm kamburlaştırır bizi. Heybelerde yer kalmadı artık çünkü acılarımızı sırtımıza alıyoruz. Eğer gerçekten “cennet” varsa ve ahenkli renklerden bağlarında bir ağaç altında uyuma ile geçiyorsa orada günler. Eminim sen şimdi oradan bize, yeryüzündeki çaresizliğimize bakıyorsundur Bu akşam gün ışığı karanlığa dönüştüğünde gökyüzünden yıldızlarını aktığını, düştüğünü gördüm. O yıldızlar senin üzerine yağıyor Seyfi...

“Ölüm her şeyi değiştirir”. Bütün hayatın seyrine çelme takar. Tepetaklak olur ona çarpanlar. Kan revan bir sızı gelir sokulur yüreğimizin en halsiz düşmüş yerine. Sesimiz kesilir, gözümüz kapanır, aklımız bizden uzak durur…ama yine de sen bizi düşünme Seyfi. Yaşamak lazım. Hiç durmadan ve ara vermeden üretmek…hayata sadakatimiz böyle devam etmeli…artık bir eksiğiz lakin bu eksikliğimiz tamamlanmadan da yolumuza devam edeceğiz. Sen şimdi bir kayıkta ucunu görmediğin güneş kızılı bir okyanusta gidiyorsun o ışıklı ülkeye. Senden evvel gidenlere bizden selam et. Belki Meral Okay karşılar seni ya da Onat Kutlar veyahut Onur Bayraktar ve de o güzel atlara binip giden tüm güzel insanlar…şimdi seni sevenlere ve kendime de yineleyip durduğum Vanya Dayı da ki Sonya’nın o monologu ile tamamlıyorum cümleleşen sancımı;

SONYA - Ne yapabiliriz? Yaşamak gerek! Yaşayacağız Vanya Dayı. Çok uzun günler, boğucu akşamlar geçireceğiz. Alınyazımızın bütün sınavlarına sabırla katlanacağız. Bugün de, yaşlılığımızda da, dinlenmek bilmeden, başkaları için çalışıp didineceğiz. Ecel saati gelip çatınca da uysalca öleceğiz ve orada, mezarın ötesinde, çok acı çektik, gözyaşı döktük, çok acı şeyler yaşadık diyeceğiz. Ve Tanrı acıyacak bize ve biz seninle, canım dayıcığım, parlak, güzel, sevimli bir hayata kavuşacağız ve buradaki mutsuzluklarımıza sevecenlikle, hoşgörüyle gülümseyeceğiz ve dinleneceğiz. İnanıyorum buna dayıcığım, bütün kalbimle, tutkuyla inanıyorum. Dinleneceğiz! Dinleneceğiz! Melekleri dinleyeceğiz, elmaslar gibi yıldızlarla kaplı gökleri göreceğiz. Dünyanın tüm kötülüklerinin, tüm acılarımızın, dünyayı baştanbaşa kaplayacak olan merhametin önünde silinip gittiğini göreceğiz ve hayatımız bir okşayış gibi dingin, yumuşak, tatlı olacak. İnanıyorum, inanıyorum buna. Zavallı, zavallı Vanya Dayı, ağlıyorsun. Hayatında mutluluğu tadamadın, ama bekle Vanya Dayı, bekle... Dinleneceğiz..

Dinleneceğiz! Dinleneceğiz!

Üye Yorumları

baris baris Üye 10.05.2012

Üzüldük, genç ve umut veren bir yönetmendi. Allah yakınlarına sabırlar versin, rahmet eylesin.