Fascism alla Americana in Magica Laterna

01 Mayıs 2013

 

 

ABD faşizmi bir klişe: Siyasette de öyle, sinemada da öyle. Ancak, bunun ABD çökerkenki (2001-2013) momentinin bakış açısından bir retrospektifi veya perspektifi pek verilmedi galiba. Bunu bir deneyelim bakalım:

ABD 2. Dünya Savaşı’na girdiğinde AB çoktan bitmişti ve böylelikle de o dünya hegemonu olmuştu, savaşı henüz kazanmadan bile.

Bunun izleği, o dönemdeki ‘Republic’ filmlerinde izlenebilir.

Holywood da, bizim Yeşilçam gibi 100 yıl boyunca aynı klişelerden kurtulamayabiliyor. O çizginin bugünkü izdüşümü Lucas’ın 6 Star Wars’ı ve onların müstakbel Walt Disney serileri. (Bu arada, Donald Duck’tan başlayarak tüm Walt Disney kültürel ürünlerinin, ‘friendly fascist americana’ olduğu yeniden ve yeniden imlemek, hala gerekli mi bilmem.)

Ancak, bunun yolları çatallanan bahçeleri de var: ‘Unthinkable’ ve ‘Olympus has Fallen’ filmleri. Yani, Holywood bile kimi epeyi gerçekçi olabiliyor ki bunun nedeni, gerçekliğin simülasyonunu gerçeği aştıracak denli iyi beceren zihniyetteki tekno-liberalizmleri.

Eh, 1941-2013. Fena bir sol ve sağ ayraçlama olmadı gibi.

Şerh: Bu çizginin en iyi açılımının, yani Pearl Harbour fenomenini en iyi sinemasal açımlayan örneğin, Japonya’dan 1970’lerde gelmesi eğlenceli: ‘Tora Tora Tora’. Daha da ilginci, kastı aşan bir biçimde o film, buto’nun ve anime’nin kıyıcılığını ve bunu Japonya’nın bir-iki atom bombası olmanın mazlumluğunu, daha 1970’lerde üzerinden attığını vurgulayarak imlemesi, yani ABD ile o filmin hiçbir ilgisi yok ama negasyon negasyondur sonuçta, kulak tersten gösterilse de gösterilmiş olur sonuçta.

Devam:

Bunun ön açılımları, 1970’lerde ve 1980’lerde Vietnam filmleri ile verilmişti zaten ama onların gerçek bir günah çıkarma olduğu da gözden kaçmıştı epeyice. Bir Yanki, ne kadar günah çıkarabilirse tabii ki.

Yine gözden kaçan bir örnek ‘Kara Şahin Düştü’. Yani bilmiyorum, gerçek öyküye dayalı bu senaryo, daha başka ne kadar konuyu açıkseçik açımlayabilirdi ki?: Yahu, yamyam korsanlar soba borusunu Kara Şahin’e döşedi. Hele, o finaldeki kesilen katliam bölümü. ‘Untinkable’da öncelenen budur işte.

Felaket filmlerinin ABD şehirlerini yok etmesi, hatta ‘Republic’ yeni dizisinin abidik gubudik saçmalıkları bir yana bırakılırsa, ABD ve Holywood yavaş yavaş gerçeklere ancak ayıyor diyebiliriz.

12 yıldır 11 Eylül özgün çekimlerine bakıyorum: Hala o filmlerin hiçbiri, onlar denli etkileyici değil. Minimum patırtı, minimum aksiyon, silah yok, evet silah yok. Yıkım sonsuz.

(Şerh. Haa, bir de Sean Penn’in Ernest Borgnine’li ‘11’ 09’’ 01’i var.)

Malumunuz, o ‘neo-liberal + neo-global’ kurt dişleri, son 20 yılda aşırı törpülendi, hatta hafiften söküldü. Fukuyama’lar filan tükürdüklerini yalayalı da epeyi oldu. (Bir tek dünya sistemiciler, neo-globalizmi beslediklerine bir türlü ayamadılar.)

Gerçeğin çölüne hoş geldik. Yeni bir Orta Çağ’dayız.

Daha da ilginç bir filmsel örnek var:

http://www.imdb.com/title/tt0065969/

Almanya’daki Orta Çağ 30 yıl protestan-katolik savaşında bir köyde, dokunulmadan kalmaya çabalayan bir grup insanın öyküsü.

Sorumuz bu:

Bu cehennemden kimler, nasıl, nerede, ne zaman, vd muaf kalabilir? Kalabilir mi? Kalmayı hak eder mi? Vd, vb...

Tabii bu soruyu ABD Orta Çağı’na uyarlamış olyoruz. ABD’liler genelde tek boyutlu düşünür, yani tezlerinin anti-tezi pek ortalıklarda olmaz ama bu kezinde ilk kez, sanki Holywood filmleri bile, o soru-yanıt dizilerini, henüz anket formu ortaya çıkmadan sergilemiş gibi.

Soru ne?

‘Nasıl kurtuluş?’

Yanıt ne?:

Düşünülmemişi düşünerek. (Tarihte zaten hep öyle olmadı mı ki?)

Gerisi ayrıntı.

Belki ilk kez bir faşizm, geç kalmanın yorgunluğuyla kendi panzehirini de üreterek geliyor ama zehir de panzehir de insanların tamamına yakını için henüz öldürücü. (Bunun geçmişteki rönesans-engizisyon çakışmalarıyla karşılaştırmalı olarak çalışılması gerekli.)

Çünkü:

Bu düşünceleri insanlar hiç duymadılar. Dolayısıyla hemen kabulleri mümkün değil, hemen dinlemeleri bile mümkün değil. Hemen ise, şu anda ve burada dün kadar çok geç bir zaman kipi.

Eğlenceli değil mi?

Moda virüs filmleri gibi:

İlaç var ama bu hastalara göre değil...

Eh, sonuçta bu da bir faşizm salgını. Tüm salgınlar gibi, o da durdurulmazsa bile, kendi kendini yok edecek. Tüm Orta Çağ’lar da öyle olmuştu. Hatta tüm rönesanslar da.

Ve böyle buyurdu Verhulst.

Üye Yorumları