Hacıvat Karagöz Neden Öldürüldü?
Tarih 1330′dur ve zamanın Bursa’sında halk Moğollardan kaçıp korunmak için kendini Bursa’ya atmakta, artık Bursa rengarenk bir hale gelmektedir. Din, dil ve ırkların bir arada yaşadığı bir yer olmuştur ve bu cümbüş ortamda iki zeki, kurnaz ama bir o kadar da birbirine zıt iki adamın hikayesi de başlamaktadır.
Zamanında oralarda sanat büyük önem taşımakta, zanaat büyük sabırlarla elde edilmete iken bizim iki kahramanımız sanatlarını icra etmek ve aynı zamanda üç beş kuruş kazanmak için Orhan Gazi’nin adına yapılan camide çalışmaya, karınlarını doyurmaya koyulurlar. Millet ak akçenin derdine düşmüş saçlarını ağartırken bizim Karagöz (Haluk Bilginer) ve Hacivat’ın (Beyazıt Öztürk) çalıştıkları inşaatta birbirlerini hem kızdırmak hem de takılmak için attıkları laflar millete eğlence olmuş, bunun farkına varmadan çoktan kentin komedyenleri oluvermişlerdir bile. Onlar için bu didişme tatlı bir rekabet idi çünkü henüz bu yaptıkları şeyin mizah olduğundan ve yeteneklerinden haberdar değillerdi.
Kimsenin bu ikiliye güldükleri kadar gülemediklerini farkedince Hacivat ile Karagöz de ünlü olduklarının farkına varırlar artık. Kah eğlence gecelerinde, kah sünnetlerde, boy gösteren iki kader ortağının yaptıkları mizahi yorumlarda öyle yabana atılır cinsten değildir, konuşmaya başlar başlamaz bir inci gibi yetenekleri ortaya çıkar, çıkar ama laflar boy boy, ebatsızca, sonunu düşünmeden nasıl geldiyse hiç esirgemeden, akışına akışına çıkmaktadır. Halkı bir yandan çatlayana kadar güldürürken diğer yandan ise soluklandıkları zaman düşündüren bir uslupla sanatlarını icra eden Hacivat ile Karagöz’ün kelamları artık devlet büyüklerini sıkmaya, iğnelemeye başlayınca, iğnelerden nasibini alanlar Orhan Gazi’ye koşup koşup asıllı asılsız dedikodularla iki insanın kaderlerini tayin etmektedirler.
Herkesle alay edip eğlenen iki kader ortağının sonu yine gülerek bitecektir, bitecektir ama Karagöz ile Hacivat sayesinde mizah anlayışımızın sadece gülmekten ibaret olmadığının da altını çizilecektir.
Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü? diye hâlâ kendimize soralım derim. Kendilerini tutamadan yaptıkları mizah yüzünden mi, yoksa kaderin cilvesi miydi onların bu hazin sonunu hazırlayan. Yahut hâlâ ağızlarda sakız olan ve çocuksu savunma yöntemi sayılan “akşam elektrikler kesikti” kadar masum yalanlardan sayılan “sanat için herşeyi yaparım” kelimesine öncülük mü etmişlerdi? Ne olursa olsun onlar tarihimize çok şey katarak ayrıldılar.
Film 2006 yılında gösterime girmiş, “kesinlikle izlemeliim” dediğim hoş bir film olmakla beraber düşündürüp eğlendirebilen sürükleyici bir film diye nitelendiriyorum.
Böyle bir filme “hoş” kelimesi kullanmamın sebebini izleyenler az çok tahmin ederler. Komikti ve çok eğlendik ama böylesine neşeli iki insanın başkaları tarafından kaderlerinin çizilmesi içimizi birazcık acıttı diyebilirim. Bunu da bir komedi filmiyle beraber izlerseniz “hoş” kelimesi olmasa da buna yakın bir kelime ağzınızdan çıkabilir.
Etiketler:
Gizle/GösterYorum Yaz:
Yorum yazarken adınız, soyadınız, e-posta adresiniz ile yorumunuzu mutlaka girmelisiniz. E-posta adresiniz burada gözükmeyecek ve aynı zamanda başkalarıyla kesinlikle paylaşılmayacaktır. Lütfen yazı ile alakalı yorumlar yazmaya özen gösteriniz. Aksi halde yorumunuz yayımlanmayabilir.









Berlin Kaplanı
Düşler Bahçesi / We Bo…
The Girl With The Drag…
Demir Leydi (The Iron …
Zenne Dancer
Sürücü (Drive)
Fetih 1453
Bel Ami
My Week With Marilyn
Katilin Yüzü / Faces i…
BatesMotelPro’da…
2. Uluslararası Engels…
Yenilmezler (The Aveng…
Beyazperdenin Yeni Sah…
Fetih 1453 Yeni Fragma…
Yoruldum Patron
KISA’CA..
“PERDE”yle…
“Saklı PerdeR…
Kalp Hırsızı
Yorumlar:
"Hacıvat Karagöz Neden Öldürüldü?" yazısı hakkında toplam 3 Yorum yazıldı. Siz de bu yazı hakkında yorum yazabilirsiniz.
fafatuka 27.1.2009 - 9:09
Filmi ben de çok beğenmiştim. Görsel olarak oldukça güzel bir film bir kere. Karakterlere ilişkin zamanında eleştiriler almış olsa da , özellikle Orhan Gazi’nin verilişi hakkında, sonuçta kurmaca bir hikaye bu, yönetmenin kendi yorumu. Bir diğer eleştiri de filmdeki kahramanların konuşma biçimiydi, pek bir şey anlaşılmadığından dem vurulmuştu. Ama neredeyse 700 yıl önce yaşamış insanları da günümüz Türkçesiyle konuşuyor görmek filmin inandırıcılığına gölge düşürürdü. İşim gereği Türkçeyle ilgilendiğim için bana fazlasıyla cazip geldi konuşmaları, bence diyaloglar da eğlenceliydi bu yüzden. Filmin sonlarına doğru Karagöz’le Ayşe’nin söylediği Yunus Emre’ye ait bir ilahi de defalarca dinlemeye değer güzellikte. Daha önce oynadığı filmleri izlemedim ama Beyaz da kendini oynamayı aşmış, gerçekten oynadığı karaktere bürünebilmiş. Haluk Bilginer içinse bir şey söylemeye gerek yok sanırım.
Filmin tek olumsuz yanı, sese kayıtlarının net yapılamamış olması. Bazı konuşmalar boğu çıkmış (en azından sinemada öyleydi, belki dvd’sinde falan düzeltmişlerdir.)
yaren kaşağıcı 27.1.2009 - 21:21
televizyonda izlemiştim bu filmi sinema kadar etkili olmasada fena değildi.son sahneye kadar eğlenceliydi herşey ama finalinde üzüldüğümü hatırlıyorum.tskler…
Selçuk Beşikçi 22.3.2009 - 15:15
Evet evet ikinci perde olmalı benim yorumumun asıl muhtevasi…
Ne mi vardi? Ehh dedim filmin sonunda ama hele o ikinci perde yok mu ses duzenegi bozukmus yahu filmi hic mi izlemediniz galasi mi olmadi hollywood galayi birak filmleri icin galaksi duzenliyor. Biz filmlerimizin cektikten sonra izlemesinden aciziz.
Ses cok kotu, konu yapay, felsefe saglamlastirilma cabasinda bir virane ki ben bu kadar marjinal bir uydurmaca olmamaliydi kanisindayim sanirim benden Haluk Bilginer 10 aldı ama gerisi fiyasko…
Unutmadan kostumlerin de hakkini vermek gerek guzel tasarlanmis, ve benim gozumle kultur emperyalizmiyle megali idea ya guzel bir fırca atilmis…Hani o son sahne kafalari vurulmaya goturulurken karakterlerimiz orada yunanlilar taklit ediyorlardi Karagozumuz ve Hacivatimizi…